Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin, TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma metni. 8 Kasım 2016
Ana SayfaAna Sayfa  

Genel Başkan

Konuşmaları

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin,
TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma metni.
8 Kasım 2016

 

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Basınımızın Değerli Mensupları,

Kıymetli Misafirler,

Konuşmamın başında hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Bugünkü Meclis Grup toplantımızda, Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu zor ve hassas dönem hakkında kısa bir ufuk turu yapmak ve önümüzdeki döneme ilişkin görüş ve düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Türkiye bugün çok ağır ve olumsuz şartların hüküm sürdüğü kritik bir dönemden, bir ateş çemberinden geçmektedir.

- İç ve dış güvenliğimiz çok ciddi tehlike ve tehditlere maruzdur.

- Milli güvenlik sorunları ağırlaşmaktadır.

- Türkiye’yi içine alan husumet çemberi giderek daralmaktadır.

- İç bünyemiz yara almıştır.

- Toplumsal huzursuzluk ve tedirginlik derinleşmektedir.

- Türk milleti 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin travmasını henüz tümüyle atlatamamıştır.

- 15 Temmuz’un artçı sarsıntıları sürmektedir.

- Devlet kurumlarının FETÖ virüsünden temizlenmesi için geniş çaplı idari ve adli süreçler harekete geçirilmiştir.

- Türkiye; tarihin en kanlı üç terör örgütü PKK/PYD, IŞİD ve FETÖ’ye karşı Türkiye içinde ve dışında amansız bir mücadele içindedir.

- Türk Silahlı Kuvvetleri, IŞİD ve PYD’ye karşı Suriye toprakları içinde askeri operasyon yapmaktadır.

- İç savaş koşullarının hakim olduğu komşumuz Irak ve Suriye’deki yangın giderek yayılmaktadır.

- PKK terör örgütünün saldırıları tırmanmıştır. PKK ile mücadele Türkiye içinde ve sınır ötesinde sürmektedir.

- Bölücü hainler Türkiye’nin içini karıştırmak için yeni tezgahlar peşindedir.

- Türkiye çok ciddi beka sorunlarıyla karşı karşıyadır. Adeta sırat köprüsünden geçmektedir.

Karşımızdaki tablo maalesef budur.

 

Değerli Milletvekilleri,

Irak ve Suriye’de yaşanan vahim gelişmeler her yönüyle endişe vericidir.

Türkiye’nin milli güvenliğini hedef alan riskler, tehlikeler ve tehditler her geçen gün yeni boyutlar kazanmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, IŞİD ve PKK’nın uzantısı PYD ile mücadele için Suriye topraklarındadır.

“Fırat Kalkanı” askeri harekatının ilk aşamasına ilişkin hedeflere büyük ölçüde ulaşılmış, sınır bölgemiz IŞİD’den temizlenmiştir.

Türkiye’nin fiili desteğindeki Özgür Suriye Ordusu’nun şimdiki hedefi, IŞİD’in Suriye’deki ikinci kalesi El-Bab’tır.

Kahraman askerlerimiz verilen görevleri büyük bir başarı ve fedakârlıkla icra etmektedir.

Askeri operasyonda şehit düşen evlatlarımıza Yüce Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, yakınlarına ve Türk milletine başsağlığı diliyorum.

El-Bab’ın Türkiye için stratejik önemi büyüktür.

Türk sınırı boyunca ilan ettikleri üç sözde kantonu birleştirip kesintisiz bir “Terör Koridoru” oluşturmak isteyen PKK ve PYD’nin önünün kesilmesi için El-Bab büyük önem taşımaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bu amaçla bölgede askeri unsurlarımıza saldırıda bulunan PYD’ye de etkili bir karşılık vermektedir.

PYD, El-Bab’ıda ele geçirerek Kobani ile Afrin kantonlarını bu yolla güneyden birleştirmek hevesindedir.

PKK/PYD’nin Suriye sınırımızın güneyine yerleşmesi, ilerde bu bölgede bağımsız bir Suriye-Kürt Devleti ilanının nüvesini, ilk adımını teşkil edecektir.

Bu oluşum, ilerde şartlar uygun olduğunda, Barzani’nin Kuzey Irak’taki özerk bölgesiyle birlikte dört parçalı büyük Kürdistan devleti hayalinin Suriye ve Irak ayaklarını oluşturacaktır.

Türkiye buna hiçbir şart altında izin vermeyecektir.

Türkiye’nin sınır bölgelerimizin ötesinde Türkiye’ye muhasım oluşumlara karşı her türlü önleyici ve caydırıcı tedbirleri alması, uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkımızın bir gereği olacaktır.

Bu kapsamda, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini hiçe sayarak Fırat’ın batısına geçen PYD unsurlarının Menbiç’ten çıkarılması önem taşımaktadır.

PYD, maalesef bugün müttefikimiz ABD’nin Suriye’deki “kara gücü” haline gelmiştir.

ABD, PKK ile özdeş olan bu terör örgütüne silah ve lojistik destek vermekte, bu yolla adeta terörü ödüllendirmektedir.

Bu tutumun dostluk ve ittifak ilişkileri ile bağdaşmadığı çok açıktır.

ABD, Suriye’deki IŞİD terörünü başka bir terör örgütünün yardımıyla tasfiye etme gafletine düşmüştür.

Bunun çıkmaz bir yol olduğunu hala görmeyen ABD, PYD’ye verdiği destekle PKK terörüne ortaklık yapmaktadır.

Terörle dostluk, hiç kimseye hayır getirmemiştir.

Eli kanlı teröristlerle taktik ortaklığı, Türkiye’nin dostluğuna tercih eden ABD, bu acı gerçekle er ya da geç karşılaşacaktır.

 

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Suriye’de ABD’nin stratejik ortağı olarak görülen PYD/YPG’nin IŞİD’in merkezi Rakka’ya yapılan son askeri operasyona ön saflarda katılması, endişe verici bir gelişme olmuştur.

Türkiye’nin Rakka operasyonuna PYD/YPG’nin katılmaması yönündeki taleplerinin olumlu karşılık bulmadığı anlaşılmaktadır.

IŞİD’in Rakka’dan çıkartılmasından sonra, Rakka’ya girecek PYD/YPG terör unsurları buradan çıkmayacaktır.

Kobani ve Cezire sözde kantonlarını güneye doğru genişletme çabası içine gireceklerdir.

Türkiye-Suriye sınırına mücavir alanlarda Türkiyesiz bir askeri-siyasi denklem oluşturulması sürdürülebilir değildir.

ABD bu konuda da “siyasi miyopluk” içindedir.

Türkiye, Suriye sınırları boyunca bir düşmanlık kuşağı oluşması karşısında, gereken her tedbiri almak durumundadır ve bunu da hiç şüphesiz alacaktır.

 

Değerli Milletvekilleri,

Irak’ta yaşanan gelişmeler de Türkiye’nin milli güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir.

PKK terör örgütü, kuzey Irak’ı Türkiye’ye karşı bir saldırı cephesi olarak serbestçe kullanmaktadır.

En önemli siyasi hamisi, bağımsız Kürt devleti kurma hayali peşinde koşan Barzani’dir.

PKK, kuzey Irak’tan sonra başta Sincar olmak üzere Kerkük, Musul ve Telafer gibi tarihi Türkmen yurtlarına sızmakta ve bu bölgelere yayılmaktadır.

Barzani ve Irak merkezi hükümeti, bu konuda PKK’ya müzahir davranmaktadır.

Irak Türkmenleri Barzani, IŞİD ve PKK tehdidi altında var olma mücadelesi vermektedir.

İran’a bağlı Şii milisler de Türkmenler için diğer bir tehdit unsurudur.

Türkiye’nin Musul’u IŞİD’den temizlenmesi operasyonuna katılmasının önüne çıkarılan engeller ve Başika krizi, Irak’ta Türkiye’ye karşı yeni bir cephe oluşturulduğunu göstermektedir.

Türkiye’nin Irak ve Suriye’de vazgeçemeyeceği milli güvenlik endişeleri ve çıkarları olduğu tartışmasız bir gerçektir.

•        Irak’a ilişkin milli güvenlik mülahazalarımız şunlardır:

-        Kuzey Irak’ta bağımsız Kürt devleti kurulması yolunda somut adımlar atılması.

-        Barzani’nin Kerkük ve Musul’u ele geçirmesi, bu şehirleri özerk bölgesinin sınırları içine katması.

-        Musul, Telafer ve Tuzhurmatu başta olmak üzere Türkmenlerin tarihi yurtlarında Barzani’nin silahlı baskısı altına alınması ve Şii milislerce tehdit edilmesi.

-        PKK’nın, Irak topraklarını Türkiye’ye karşı terör saldırıları için üs olarak kullanmayı sürdürmesi.

•        Suriye ile ilgili stratejimizin belirlenmesinde etkili olacak unsurlar da; Suriye kaynaklı terörle mücadele, Türkiye’ye düşman oluşumların önlenmesi ve Türkmen kardeşlerimizin güvenliği ve geleceğini teminat altına alınmasıdır.

Bu kapsamda;

-        Suriye’nin kuzeyinde bağımsız bir Kürt yönetim bölgesi ve  “Terör Koridoru” oluşması.

-        Suriye’li Türkmen kardeşlerimizin katliama uğraması, milli kimlikleri ve varlıklarını tehlikeye girmesi, Türkiye’nin sessiz ve tepkisiz kalamayacağı gelişmeler olacaktır.

Türkiye’nin; milli güvenliğini tehdit eden ve milli çıkarlarını hedef alan gelişmeler karşısında fiili askeri güç kullanımını da içeren etkili bir caydırıcılık politikası izlemesi kaçınılmazdır.

Bu Türkiye için bir beka sorunu haline gelmiştir.

Bunun için gerektiğinde askeri harekat yapılmalı ve sınır bölgemizde Irak ve Suriye topraklarında terörden arındırılmış “güvenlikli bölge” oluşturulmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi, hükümetin milli güvenliğimiz için alacağı etkili tedbirleri bütünüyle destekleyecektir.

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Türkiye’yi bölmek için yola çıkan kanlı terör örgütü PKK’nın siyasi maşası HDP milletvekilleri hakkında yapılan hukuki işlemler etrafında başlatılan karalama kampanyalarını Türk milleti ibretle izlemektedir.

Bu konuda sapla saman birbirine karışmış, ahlaki ve vicdani hiçbir sınır tanımayan senaryolar birbiri ardından sahneye konulmaya başlanmıştır.

Cumhuriyeti kurmakla övünen CHP’nin bu kampanyanın başını çekmesi ve bölücü hainlere destek için seferber olması, siyasi tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti devletine meydan okuyan, hukuku tanımayan, bölücülüğü ve terör sözcülüğünü suç işleme imtiyazı olarak gören çevrelerin Avrupa’dan destek görmesi, alışageldiğimiz bir husumet ilanı ve siyasi riyakarlıktır.

Ancak, demokratik meşruiyet zemininde siyaset yapan siyasi partilerin bu husumet korosuna katılmaları, demokratik rejimimiz açısından izahı zor bir garabet olmuştur.

Ana muhalefet partisinin bölücü mihrakların avukatlığı rolüne soyunması hiçbir şart altında mazur görülemeyecektir.

Seçimle gelmiş olmak, hiç kimseye teröre yardım ve yataklık yapma hakkı bahşetmeyecektir.

Seçilmişlerin terörle iç içe olması, her şeyden önce seçenlere ihanettir.

Seçimle gelip, seçimle gitmek demokratik rejimlerin bir kuralıdır.

Anayasal düzeni yıkmayı siyasi amaç olarak görenlerin, demokrasiye ihaneti rehber edinenlerin, demokratik rejimin arkasına saklanmaları meşru görülemeyecektir.

Hukuk herkes için geçerlidir.

Hukuka saygı göstermek, demokrasiye saygının asgari gereğidir.

Dokunulmazlığın teröre yardım ve yataklık yapılmasının zırhı olması düşünülemeyecektir.

Kaldı ki, bunların dokunulmazlığı da kaldırılmıştır.

Anayasayı ve hukuku yok sayarak suç işleyen herkes, adalet önünde hesap verecektir.

Kanunları tanımıyorum diyenleri yargı önüne çıkartmak devletin asli görevidir.

Burası Türkiye’dir.

Burada, Kandil hukuku değil Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuku geçerlidir.

Hiç kimse unutmasın ki, tarihte Türkiye’ye ihanetin cezasız kaldığı hiç görülmemiştir.

Teröre bulaşanlara sahip çıkanların, teröristlerin maşalarının koruyuculuğu rolünü siyasi misyon olarak benimseyenlerin, demokrasi ve hukuk devletinden bahsetmeleri, olsa olsa bir kara mizah örneği sayılabilecektir.

Kendileri gibi düşünmeyenleri payandalık yapmak ve yedek lastik olmakla suçlayanların, şimdi terörün krikosu ve terör çığırtkanlarının megafonu olmaları, kendileri açısından hazin bir tecelli olmuştur.

Türkiye bugün terörün tırmandığı ve bölücülüğün azdığı karanlık bir dönemden geçmektedir.

PKK hain saldırılarını sürdürmekte, aziz şehitlerimizin naaşları Türk milletini tarifsiz acılara garketmektedir.

Tepki seli tüm Türkiye’yi sarmış, milli vicdan galeyana gelmiştir.

Böyle bir ortamda herkesin milli sorumluluğunun bilinci içinde hareket etmesi, vatan sevgisinin asgari bir gereğidir.

PKK terör örgütü, sadık maşaları hakkında başlatılan adli soruşturmayı Türkiye’yi karıştırmak ve yurt dışında imajını karalamak için sonuna kadar istismar edecektir.

Bu şartlar altında, PKK’ya kullanacağı malzeme vermek, terörün amaçlarına hizmet etmekten başka hiçbir anlam ifade etmeyecektir.

PKK’nın siyasi uzantılarının yasama çalışmalarını askıya almaları kendilerinin bileceği bir iştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi görevinin başındadır.

Hiç kimse terör maşalarının boykot kararının yasını tutacak değildir.

CHP’nin de bunu bir matem vesilesi sayması, milli vicdanda karşılık bulmayacaktır.

Türkiye’de demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunduğunu iddia eden sivil toplum kuruluşlarının ve siyasi partilerin, bu konu etrafında bir bardak suda fırtına koparmanın Türkiye’nin hayrına olmayacağını idrak etmeleri en samimi temennimizdir.

 

Değerli Milletvekilleri,

15 Temmuz FETÖ darba girişiminin üzerinden 115 gün geçmiştir.

15 Temmuz sonrası devlet kurumlarında FETÖ temizliği süreci ve darbe adli soruşturmaları süreci olmak üzere iki süreç harekete geçirilmiştir.

Cumhuriyet tarihinin en büyük idari tasfiyesi ve en kapsamlı adli soruşturması yürütülmektedir.

15 Temmuz darbe girişimi, uzun yıllar boyunca sistemli çabalarla bir çetenin devlete nasıl sızdığını korkutucu biçimde ortaya koymuştur.

Karşımızdaki büyük resim çok vahimdir.

-        Bir cami vaizinin kurduğu çete yıllar içinde gelişmiş, palazlanmış ve devlet organlarının kılcal damarlarına kadar sızmıştır.

-        Emniyet, yargı, ordu ve bürokraside sinsi biçimde örgütlenmiş, neredeyse bütün köprübaşlarını tutmuştur.

-        İstihbarat birimlerinde mutlak hakimiyet kurmuştur.

-        Üniversitelerde ciddi biçimde yuvalanmıştır.

-        Çok büyük bir özel öğretim kurumu ağı oluşturmuş, muazzam bir servete kavuşmuş, medyada çok büyük bir güç kazanmıştır.

-        Nihayet, kanlı terör eylemlerini icra etme imkân ve kabiliyetine kavuşmuştur.

Bu büyük resim her yönüyle korkutucudur.

Gülen çetesi devlet ve toplum hayatımızı 8 ayaklı bir ahtapot gibi sarmalamıştır.

Bu ayaklar şunlardır:

-        Türk Silahlı Kuvvetleri

-        Yargı

-        Emniyet

-        Kamu kurum ve kuruluşları

-        Basın ve yayın organları, sosyal medya

-        Üniversiteler ve eğitim kurumları

-        İş dünyası

-        Siyaset kurumu, siyasi partiler.

Gülen çetesi devletin tüm kurumlarını habis bir kanser uru gibi sarmış ve içten içe kemirmiş, çürütmüştür.

Türkiye bütün kurum ve kuruluşlarıyla felç olmuştur.

Önümüzdeki dönemde devlet organlarının Gülen çetelerinden temizlenmesi, arındırılması ve yeniden yapılandırılması süreci, çok zor ve sancılı olacaktır.

Tahribat çok büyüktür.

Bu nedenle ilaçla tedavi, palyatif-kısmi-mevzi tedbirlerle onarım noktasından çok uzaklaşılmıştır.

Yaraya neşter vurularak çok ciddi ve kapsamlı bir tasfiye kaçınılmazdır.

 

Değerli milletvekilleri,

15 Temmuz sonrası FETÖ’nün sekiz ayağından yedisinde devlet kendini korumak için tedbirler almaya başlamıştır.

Ancak, sekizinci ayak açıkta kalmış, FETÖ’nün ve 15 Temmuz darbe girişiminin siyasi ayakları hala açıklığa kavuşamamıştır.

15 Temmuz darbesinin siyasi kadroları ve FETÖ’nün siyasi bağlantıları, siyaset kurumu içindeki unsurları ve uzantıları olmak üzere birbiriyle bağlantılı iki hayati konu esrarını korumaktadır.

Bu iki konuda hiçbir gelişme kaydedilmemesi, bunların hala aydınlığa kavuşturulmamış olması çok vahimdir, çok manidardır ve izaha muhtaç koskoca bir garabettir.

Bunlar açığa çıkarılmadan, ne FETÖ anlaşılabilecek ne de 15 Temmuz darbe girişimi tüm yönleriyle aydınlanabilecektir.

Siyasi ayaklar ortaya çıkarılmadan, FETÖ ile mücadele topal kalacak, bu habis terör örgütünün kökünün kazınması mümkün olamayacaktır.

15 Temmuz darbe girişiminin siyasi kadroları, kılavuzları ve destekçileri konusundaki tespit ve düşüncelerimiz şunlardır.

Türkiye’nin askeri darbeler tarihine bakıldığında “Darbelerin anatomisi ve mekaniği” ile ilgili olarak şunlar görülecektir.

Her askeri darbenin;

-        Askeri lideri ve üst düzey askeri icra kadroları,

-        Siyasi teorisyenleri, akıl hocaları ve kılavuzları,

-        Ve darbe sonrası siyasi yönetim kadroları olması gerekir.

•        27 Mayıs 1960 darbesinin perde önündeki lideri Cemal Gürsel’dir. Darbeyi “Milli birlik Komitesi”ni oluşturan subaylar yapmıştır.

Darbe sonrası iki hükümet kurulmuştur.

27 Mayıs 1960 ile seçimlerin yapıldığı 20 Kasım 1961 döneminde görev yapan 24. ve 25. Partilerüstü hükümetlerin Başbakanı Cemal Gürsel olmuştur.

Milli Savunma Bakanlığı ve bazı kritik bakanlıkları askerler, asker kökenliler deruhte etmiştir.

Hükümetin diğer bakanları sivil siyasetçi ve bürokratlardan seçilmiştir.

Milli Birlik Komitesi bu süreçte ana karar mercii olarak görevini sürdürmüş ama yine de günlük işleri, göstermelik olsa da, siyasiler ağırlıklı hükümetler yürütmüştür.

  • 12 Eylül 1980 askeri darbesinin lideri Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’dir.

4 Kuvvet komutanıyla “Milli Güvenlik Konseyi”ni (MGK) oluşturmuşlardır.

MGK siyasi gücü elde bulundursa da, asker kökenli Bülent Ulusu başkanlığında sivil bir hükümet kurulmuştur.

Bu hükümet seçimlerin yapılması ve sonuçların alınmasına kadar görevde kalmıştır.

•        Şimdi 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimine bakalım.

-        Darbe talimatını verenin Fethullah Gülen olduğu açıktır.

-        Ancak, 15 Temmuz darbesini Türkiye’de yönetecek ve icra edecek askeri lideri ve üst düzey yönetici kadroları belli değildir.

-        “Yurtta Sulh Konseyi” denilen anonim bir oluşum adına TRT’de bir bildiri okunmuştur.

Bunun kimlerden oluştuğu da bilinmemektedir.

-                Darbe girişimi sonrası TSK bünyesinde sıkıyönetim görevlilerinin isimlerini içeren liste ele geçirilmiştir.

Askeri sıkıyönetim komutanları bellidir, ancak bunların emrinde görev yapacağı Konsey üyeleri meçhuldür!

-         15 Temmuz sonrası askeri yönetimde TRT ve bankalar gibi, devletin belli kuruluşlarında görev yapacak subayların listesinin ele geçirildiği basına yansımıştır.

Ancak, darbe sonrası hükümette yer alacak siyasi kadrolar üzerindeki kalın sis perdesi henüz dağılmamıştır.

TRT genel müdürü bellidir ama kabinedeki sivil bakanlar hala muammadır!

Böyle bir askeri darbe planlaması olamayacağı gün gibi aşikardır.

-        Teröristbaşı Fethullah Gülen’in ve darbeyi planlayanların, siyasi kadroları belirlemeyi atlamış olduklarını; ya da “Biz darbeyi önce bir yapalım, siyasi kadroları sonra belirleriz” demiş olduklarını düşünmek bile akla ziyandır.

-        AKP hükümetinin; elde ettiği istihbarat bilgileri, soruşturmalardaki şüpheli ifadeleri ya da aramalarda ele geçirilen belgelerden bu siyasi kadrolar hakkında somut ipuçlarına ulaşmış olabileceği düşünülmektedir.

Bunlar gerçekten hala bilinmiyorsa, o zaman ortada çok ciddi ve çok vahim bir durum var demektir.

Hal böyle ise, darbe soruşturmaları ve müteakip yargılamalar sakat kalacak, FETÖ’nün devletten tam manasıyla temizlenmesini beklemek hayal olacaktır.

 

Değerli Milletvekilleri,

FETÖ’nün siyasi partilerdeki uzantıları ve bağlantıları konusunda da şunlar söylenebilecektir.

15 Temmuz sonrası başlatılan soruşturmalarda FETÖ’nün;

-        Her kurum ve kuruluşta,

-        Her il ve ilçede, Türkiye’nin her bir köşesinde yuvalandığı,

-        Sızmadığı yer kalmadığı,

-        Ülke çapında çok geniş bir FETÖ unsurları ağı oluşturduğu iyice ortaya çıkmıştır.

Bu tablo, FETÖ’nün neredeyse devleti tümüyle ele geçirdiğini ve teslim alma aşamasına geldiğini göstermektedir.

Ama ne garip ve ilginçtir ki, siyaset kurumuna ilgi duymamış, bulaşmamıştır!

15 Temmuz sonrası FETÖ bağlantılı soruşturmalar, ayıklama ve tasfiye süreci tek bir kuruma doğru dürüst uğramamıştır.

Bu da siyaset kurumudur.

FETÖ’nün siyaset kurumundaki, uzantılarının tespiti için eldeki başlıca imkânlar şunlardır:

-        Savcıların yürütmekte olduğu adli soruşturmada gözaltına alınanların ifadeleri,

-        FETÖ yargılamalarında ortaya çıkacak gelişmeler, zanlıların mahkemedeki beyanları,

-        Gizli tanık ve itirafçı beyanları,

-        Devletin elindeki istihbarat bilgileri,

-        Siyasi partilerin iç bünyelerinde yapacakları inceleme, araştırma ve değerlendirme süreci.

Bunlar ışığında bakıldığında, içinde bulunduğumuz durum şu şekilde özetlenebilecektir:

Adli soruşturmalarda siyaset bağlantısı konusunda bugüne kadar basına yansıyan önemli bir gelişme olmamıştır.

FETÖ yargılamaları henüz başlamadığından, zanlıların, gizli tanık ve itirafçıların muhtemel beyanları aşamasına henüz gelinmemiştir.

Devletin elindeki istihbarat bilgilerinin neler olduğu bilinmemektedir.

Devlet bu bilgileri siyaset kurumuyla henüz paylaşmamıştır.

 

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Türkiye herkesin küçük siyasi hesapları bir tarafa bırakarak milli sorumluluk anlayışı içinde hareket etmesini zorunlu kılan karanlık bir döneme girmiştir.

Milliyetçi Hareketin bu dönemdeki yaklaşımlarına bu milli zaruretler yön verecektir.

-        MHP, Türkiye’nin ve Türk milletinin gelecek sigortası ve son direniş burcudur.

-        MHP dik durduğu sürece, Türkiye’nin milli birliğini sarsmak, bölünmez bütünlüğünü yıkmak, bölücü senaryoları hayat geçirmek mümkün değildir.

-        MHP ayakta olduğu sürece, Cumhuriyetin temel değerlerini ayaklar altına almak mümkün değildir.

-        MHP var olduğu sürece, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve büyük Türk milletinin varlığına kastetmek mümkün değildir.

-        MHP’nin Türkiye’nin milli birliğine ilişkin sorumlu duruşu değişmediği sürece, bin yıldır bir arada yaşamış Türk milletinin fertleri arasına fitne tohumları ekmek ve Türkiye’yi kanlı bir kardeş kavgasına sürüklemek mümkün değildir.

-        MHP bunun için bölücü hainlerin kâbusudur.

-        MHP bunun Türkiye üzerinde içeride ve dışarıda alçakça hesaplar yapanların can düşmanıdır.

Milliyetçi Hareket’in siyasi duruşunu ve çizgisini; uğrunda her çile ve kahra katlandığımız ideallerimiz, sarsılmaz inançlarımız, Türkiye’nin ve Türk milletinin çıkarları tayin eder.

MHP’nin siyasi pusulası hiç sapmamıştır, fikri omurgası yara almamıştır.

Türkiye’nin ve büyük Türk milletinin çıkarları, huzuru ve mutluluğu bizim için her türlü hesabın üstündedir.

Milliyetçi Hareket Partisi sarsılmaz inançları ve ilkeleriyle ve bu hüviyeti ile 47 yıldır Türk siyasi sahnesindedir.

  Önümüzdeki güç ve hassas dönemde de bu tutumumuz hiçbir sapma olmadan sürdürülecektir.

Konuşmama son verirken, değerli milletvekili arkadaşlarıma bütçe görüşmeleri nedeniyle yoğunluk kazanan Meclis çalışmalarında başarılar diliyor, hepinizi en iyi dileklerimle sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sağ olun, var olun.

Yüce Allah’a emanet olun.