Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin “Artan Terör Olayları ve Bu Çerçevede Yürütülen Operasyonlarla” ilgili yaptıkları yazılı basın açıklaması. 26 Temmuz 2015
Ana SayfaAna Sayfa  

Genel Başkan

Konuşmaları

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin
“Artan Terör Olayları ve Bu Çerçevede Yürütülen Operasyonlarla” ilgili
yaptıkları yazılı basın açıklaması.
26 Temmuz 2015 

 

Türkiye bölücü, yıkıcı, ayırıcı, aynı zamanda silah ve şiddete sırtını yaslamış her türlü terör ve cinayet örgütünün hedefindedir.

Bu gerçeği akıl ve vicdan sağlığı yerinde olan hiç kimse ihmal ve inkar edemeyecektir.

Bölgesel kaosun şarapnel parçaları, etnik ve mezhebi nitelikli kıvılcımlar ülkemizi beka düzeyinde risk ve tehditlere maruz bırakmaktadır.

Bir yanda kafa kesen cani örgüt IŞİD, diğer yanda kafaya nişan alan kirli ve kiralık terör çetesi PKK, kanlı namlusunu aziz milletimize çevirmiştir.

Türk milletine açıktan husumet besleyen küresel çevreler; mimarı oldukları vahşet projelerinin, yıkım planlarının kapsamına ülkemizi de dâhil etmenin zaman ve zemin şartlarını oluşturmaktadırlar.

Milli huzur ve güvenliğimiz, sınır emniyet ve düzenimiz alçakça icra edilen saldırılara, sürekli tahkim edilen mütecaviz tahriklere maruz kalmaktadır.

Nitekim tehlikelerin boyut ve yönü hiç olmadığı kadar yaygınlık ve etkinlik kazanmıştır.

Irak ve Suriye’de hüküm süren belirsizliklerin, devamlı derinleşen çatışma ve gerilim atmosferinin çok vahim yankı ve sonuçları birer birer ortaya çıkmaktadır.

AKP hükümetinin teröre karşı gevşek tutumu, terör örgütleriyle şaibeli, sancılı diyalog ve ilişkileri Türkiye’nin elini zayıflatmakla kalmamış, korumasız, sahipsiz ve güvencesiz bir ülke haline gelmesine hizmet etmiştir.

Çözülme süreciyle saldırganlığını takviye eden, moral depolayan, silahlanmasını hızlandırmanın yanında militan açığını da kapatan PKK, yine kan dökmeye, yine can almaya hız vermiştir.

Her gün gelen saldırı ve şehit haberleri milli öfke ve infiali alabildiğine tırmandırmıştır.

Artık dayanacak, sabredecek, sineye çekecek hal ve takat kalmamıştır.

Adıyaman, Ceylanpınar, Kilis ve Diyarbakır’daki acı kayıplarımıza dün akşam saatlerinde yenileri eklenmiştir.

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde askeri konvoyun geçişi esnasında daha önceden yerleştirilen bomba yüklü araç ile aynı noktada yere döşenmiş el yapımı patlayıcının militanlarca uzaktan patlatılması, arkasından açılan yoğun ateş sonucu iki Mehmetçik şehit olmuş, dördü de yaralanmıştır.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, ailelerine ve milletimize başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Tüm itirazlarımıza rağmen, AKP’nin PKK’yla inatla yürüttüğü karanlık müzakereler sonunda ters tepmiş, Türkiye terörün kucağına atılmıştır.

Bu kapsamda biriken, bilenen ve beslenen terörist emeller milletimize ağır fatura çıkarmıştır.

Süreç ihaneti milli birlik ve kardeşliğimizin temellerine mayın döşemiş, geleceğimize tuzak kurmuştur.

Artık bu yakın ve yalın tablonun Başbakan Davutoğlu ve hükümeti tarafından kabul ve tasdiki kaçınılmaz hal almıştır.

Başbakan’ın çözüm sürecini terk etmesi, bunu da milletimize ilanı bugünkü hassasiyet düzeyi yüksek dönemde milli ve tarihi bir görev olarak önündedir.

Sayın Davutoğlu bundan kaçmamalı, sözde muhatap değiştirmekle, çözüm sürecini tarihi ve stratejik görmekle oyalanmamalıdır.

AKP bir karar arifesinde olduğunu iyi bilmelidir.

Ya çözüm demeyi sürdürerek çözülme kapanına Türkiye’yi iyice sıkıştıracak; ya da geçmiş siyaset ve uygulamalarının bedelini ödeyip süreç rezilliğini bütünüyle rafa kaldıracaktır.

Bunun başka yol, yordam ve yöntemi kalmamıştır.

Zaaf ve kriz geçiren devlet otoritesinin yeniden belini doğrultması ancak PKK’yla kurulan ihanet temalı pazarlık köprülerinin yıkılmasıyla mümkün olacaktır.

Bölücü terör örgütünün silah bırakmaya yanaşmayacağı aşikârken ve de Milliyetçi Hareket Partisi bunu defaten söylemişken; 2013 yılının Mayıs ayından beri Türk milletini aldatmak, canilerden jest beklemek tam bir iflas ve hezimettir.

Terörün biteceğini süslü ve istismar yüklü sözlerle iddia ederek ülkeye bahar havasının geleceğini müjdeleyenlerin, bugün geçmişlerini inkar edercesine farklı mesaj verme teşebbüsü en hafif tabirle utanmazlık örneğidir.

Açıktır ki, PKK çözülme süreciyle mevzi kazanmış, kuvvet toplamış, daha fazlasını alacağı ümidiyle devletin fiilen boşalttığı alanlarda hakimiyet kurmuştur.

Bölücü örgütün; yol kesme, haraç alma, insan kaçırma, pusu kurma, katletme eylemleri sıradanlaşmıştır.

AKP ise bu acıklı ve iç yaralayıcı gelişmeleri yalnızca izlemiş, yalnızca günü kurtarmanın telaşına kapılmıştır.

Askeri kışlaya, polisi karakola çeken hükümet, süreç zarar görmesin mantığıyla Türkiye’nin milli ve dokunulmaz haklarından teker teker vazgeçmenin bahanelerini üretmiştir.

Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde, iki polisimizi uyurken enselerinden vurarak şehit edecek kadar gözü dönen hainler, maalesef AKP’nin kucağında pışpışlanmış, sözde demokratikleşme adımlarından cesaret bulmuşlardır.

Adıyaman’da bir askerimizi, Diyarbakır’da bir trafik polisimizi şehit edenler AKP’yle yıllarca al takke ver külah içinde olmuşlardır.

Şayet 7 Haziran’dan bugüne, farklı mahiyette iki yüz seksen bir terör eylemi gerçeklemişse bunun esas kaynağı hiç kuşku yok ki teröristlere verilen tavizlerde gizlidir.

Türk milleti tarihinde muhatap olmadığı bir yönetim sefaletini, güvenlik rezaletini ve ihanet serüvenini geçtiğimiz 13 yılda acıklı şekilde görmüş ve yaşamıştır.

Son günlerde hedef gözetmeksizin yoğunlaşan terör eylemleri iktidarın acziyetinden, teslimiyetinden, bölücülüğe kol kanat germesinden ileri düzeyde istifade etmiştir.

Terörle mücadele için sanki şehitlerin gelmesini bekleyen, bölücü komployu ağırdan alan geçici hükümetin sığınacak ve ileri sürecek bir mazereti kesinlikle kalmamıştır.

İmralı canisinin alay edercesine yaptığı silah bırakma çağrıları, süreç ihanetinin ısrarla savunulması hiçbir işe yaramamış; bu yılın ilk yedi ayında iki bin yüz terör eyleminin önünü kesememiştir.

AKP hükümeti 7 Haziran öncesinde bölücü terör örgütüne korkakça göz yummuş, büyüyen ve yoğunlaşan provokasyonları siyasi hesap kaygısıyla alttan almıştır.

Halen kim ya da kimler tarafından organize edildiği, hangi amaçların gözetildiği muamma olan Suruç katliamının, ülkeyi kan gölüne tahvil etmek için kurgulandığı, PKK’ya saldırı davetiyesi çıkardığı ayan beyan ortadır.

Kobani’de sivil kalmamışken; HDP, ESP ve bazı bölücü sivil toplum kuruluşlarının teşviki ve üç beş oyuncakla Suruç’a ölüme gönderilen gençlerin teröre kurban seçildiği neredeyse kesine yakındır.

Bölücülüğün iki ana aktörü PKK ve HDP tarafından planlandığı anlaşılan, AKP’nin de sessizliğe büründüğü ölüm tezgahının Suruç’ta kurulması şöyle dursun, Türkiye’yi uçurumun kenarına kadar savurması büyük badirelere neden olmuştur.

Geldiğimiz şu zaman zarfında, Türkiye’yi her türlü terör örgütünden arındırmak, sokakları ve dağları mesken tutmuş hainleri tamamen etkisiz hale getirmek devletin asli vazifesidir.

Bu maksatla geçici hükümet, işbaşında kaldığı müddetçe Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm imkan ve kabiliyetini eksiksiz kullanmalıdır.

İç Güvenlik Yasası başta olmak üzere, terör ve bölücülükle mücadelede lazım gelen tüm yasal dayanak ve imkanlar yürürlüktedir.

Şehirlerde güpegündüz uzun namlulu silahlarla gezen, etek giyip maske takacak kadar insanlıktan çıkan alçaklar; sınırlarımızdan içeri sızıp cinayet işleyen şerefsizler, bunların arkasında duran, himaye eden odaklar derhal ve acilen temizlenmelidir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise teröristlere övgüler düzen, şehitlerimizin kanına giren çürümüşleri kınamaktan dahi imtina eden ve terörle arasına mesafe koyamayan Kandil siyasetçileri hakkında hemen devreye girmeli, hukuku çalıştırmalıdır.

Anayasa’ya ve Siyasi Partiler Kanuna muhalif ve aykırı davranışlar sergileyerek şiddet ve teröre siyasi mühimmat sağlayanlara atıl ve hareketsiz kalmak PKK’ya dolaylı arka çıkmak anlamına gelecektir.

Türk devletinin gücünü zalim ve karanlık mihrakların hakkından gelmek için seferber etmek mutlaka sağlanmalıdır.

Gün Kandil’e şanlı Türk bayrağını dikmenin, teröristlerin kökünü kazımanın günüdür.

IŞİD ve PKK’nın yuvalandığı mücavir bölge ve alanlar tamamen imha edilmeden etrafımızdaki fitne kampanyası sona ermeyecek, huzursuzluk ve kayıplar bitmeyecektir.

Terör örgütleriyle bağ ve bağlantısı olanlara yönelik ülke genelinde yapılan takibat ve gözaltılar genişletilerek mutlaka sürdürülmelidir. 

Türk milleti, hükümetten terörle mücadelede milli ve azimkâr bir tutum talep etmektedir.

Vatan evlatlarımızı şehit eden, topraklarımızda gözü olan, insanımızın arasına nifak saçmaya çalışan terörist unsurlar, hukuk kuralları çerçevesinde kalıcı şekilde cezalandırılmalı, bu bahis tamamıyla kapatılmalıdır.

Bu şartlar altında AKP ile CHP arasında yürütülen koalisyon görüşmeleri daha fazla sürüncemeye bırakılmadan mutabakata bağlanmalı ve Türkiye’nin önü açılmalıdır.

Ve de Başbakan Davutoğlu deklarasyonla vakit kaybetmek yerine operasyonları derinleştirmeli, nerede bir terörist ve işbirlikçisi varsa arayıp bularak Türkiye’nin büyüklüğünü kahrıyla beraber göstermelidir.

Bugüne kadar terörü kınamak şiddeti durdurmamıştır.

Ortak imza metinleri bölücülüğü caydırmamış, ıslah ve terbiye etmemiştir.

Türk milleti deklarasyonlarla vakit kaybetmek yerine, dik duruş ve milli dirayetin ispat ve icrasını dilemektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi ülkesinin yanında, milli çıkar ve haklarının tarafındadır.

Terörle mücadelede atılacak her olumlu ve makul adım bizim tarafımızdan dün olduğu gibi bugün de memnuniyetle karşılanacaktır.

Gelişmelerin bu denli çetrefilleşip çatallaştığı bir zaman diliminde, TBMM’ni olağan üstü toplantıya çağırmak, bunun için siyasi kulis yapmak faydasız ve beyhude bir girişimdir.

Ana muhalefet partisi CHP’nin verdiği önergeyle HDP’nin ve PKK’nın değirmenine adeta su taşımasının anlaşılır ve izah edilebilir hiçbir yanı bulunmamaktadır.

Bugüne kadar verilen Meclis araştırma önergelerinin herhangi bir sonucu da görülmemiştir.

Buna rağmen Milliyetçi Hareket Partisi, CHP’nin Meclis Araştırma Önergesine AKP’nin olumlu yaklaşımıyla önümüzdeki Çarşamba günü olağanüstü toplanması gündemde olan TBMM’de yerini alacaktır.

Partimizin değerli milletvekilleri görüşme ve gelişmeleri dikkatle takip edeceklerdir.

Meclis çatısı altında, terörle yapılan mücadelenin her yönü hususunda, IŞİD ve PKK’ya yapılan operasyonların tüm içeriği hakkında Davutoğlu hükümeti tarafından dürüst, açık, eksiksiz bilgilendirme yapılmalıdır.

Özellikle IŞİD’e yönelik mücadelenin medyaya servis edilen üç beş fotoğraf karesinden başka neleri kapsadığı geçici AKP hükümetince teferruatlı şekilde izah edilmelidir.

Türkiye’nin milli menfaatlerini savunmak geçici hükümetin en temel sorumluluğu olarak görülmelidir.

Kurgulanan siyasi senaryonun aktörleri zamana oynayıp kendi ikbal çetelelerini tutmaktansa Türkiye’nin birlik ve dirliğine hizmet edecek yürekliliği sergilemeleri en safiyane beklentimizdir.

Büyük milletimizin sabrı ve direncini sınayanlar, bundan sonra olması muhtemel daha vahim gelişmeler karşısında göstereceği tepkileri test etmeyi düşünenler akıllarını başlarına almalıdırlar.

Türk milletini etnik temelde ayrıştırmaya, çatışma ortamını alevlendirerek bölmeye ve parçalamaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Ne IŞİD, ne PKK, ne de AKP’nin birlikte çalışıp, telefonlarla gönlünü aldığı terör baronları Türkiye’yi yıkamayacaklar, çözülmesini sağlayamayacaklardır.

Türk milleti bu tuzağa düşmeyecek, her şart altında birlik ve beraberliğine, bin yıllık kardeşliğine sahip çıkacak, bu şer ve ihanet cephesine fırsat vermeyecektir.

IŞİD ve PKK’nın, bunların kanatları altında Türkiye’ye ihanet için seferber olan musibet taraftarlarının bütün tahrikleri ve tezgahları boşa çıkarılacaktır.

İçinde bulunduğumuz ağır şartlar, hükümetin kararlı bir duruş sergilemesinin yanında, pazarlıkla terörün önlenemeyeceğini de netleştirmiştir. 

Etnik bölünmeyi amaçlayan kanlı terörün, bölgesel karışıklıktan doğan selefi terörün hedefi ülkemizin milli birliği, toprak bütünlüğü ve milli varlığıdır.

Türkiye’nin hem silahlı terörle hem de etnik bölücülükle mücadelede tarihi bir yol ayrımında olduğu şüphesizdir.

Konu, milli güvenliğimizin küresel güçlerin iznine ve müsamahasına bırakılmayacak kadar ciddi, vahim ve son derece önemli hale gelmiştir.

Türkiye egemenlik haklarına gölge düşürecek, milli varlığını lekeleyecek, tarihi yürüyüşünü sakatlayacak her düşmanca muamelenin üstesinden gelmeye muktedirdir.

Kısır çekişmelerle, sanal tartışmalarla vakit kaybedilmemeli, Türk milletinin izzet-i nefsi, milli onuru ve tarihi hakları sonuna kadar müdafaa edilmelidir.

Ayrıca hiçbir güç Milliyetçi Hareket’i, Türk milliyetçilerini ve Ülkücü camiayı kanlı bir kardeş kavgasının tarafı haline de getiremeyecektir.

Bu nedenle Milliyetçi Hareket’in hiçbir mensubu sonu belirsiz, provokasyona açık ve milli duyguların sömürülmesine müsait ortamlarda bulunmayacaktır.

Unutulmamalıdır ki, Milliyetçi Hareket Partisi bu vatanı candan aziz görmekte ve üzerine düşen sorumlulukları yapmayı tarihi bir misyon olarak kabullenmektedir.

Türkiye çaresiz değildir, namertlere bırakılacak kadar önemsiz ve değersiz bir ülke olarak da görülemeyecektir.

Hiçbir hain el ovuşturmamalı, hiçbir bölücü heveslenmemeli, hiçbir terör sevdalısı heyecana kapılmamalıdır; bizim vazgeçecek ne ülkemiz, bölünecek ne milletimiz, paylaşılacak ne de toprağımız vardır.