08.05.2011 - İstanbul Milletvekilleri Aday Takdim Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma Metni.
Ana SayfaAna Sayfa  

Genel Başkan

Konuşmaları

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin
İstanbul Milletvekilleri Aday Takdim Toplantısında
Yapmış Oldukları Konuşma Metni.
8 Mayıs 2011 İstanbul

 

Aziz İstanbullular,

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Değerli Milletvekili Adayları,

Kıymetli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Yazılı ve Görsel Medyamızın Mümtaz Temsilcileri,

Buram buram tarih kokan, her köşesinde ecdadın hatıralarını barındıran bu kutlu şehirde sizlerle bir araya gelmekten dolayı son derece bahtiyarım.

558 yıl önce fetihle birlikte kapılarını Türk milletine açan, çağ açıp, çağ kapatan İstanbul’da sizlerle kucaklaşmanın muazzam heyecanını yaşıyorum.

Hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Elleri öpülesi annelerimizi hürmetle andığımız bu anlamlı günde buluştuk.

Buradan her bir annemizin ‘Anneler Günü’nü kutluyor saygılarımı sunuyorum.

Bu mutlu günün sevincini paylaşmak üzere bizleri bir kez daha buluşturan Cenab-ı Allah’a şükrediyorum.

Anlamı ve sonuçları çok fazla olacak bu toplantımızda, sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir onur ve mutluluk duyuyorum.

İstanbul ses vermek için bugün burada.

Anadolu’nun her köşesine sesini ulaştırmak için ayakta.

Tuzla’dan Avcılar’a, Yenikapı’dan İstinye’ye, Eminönü’nden Bakırköy’e, Kadıköy’den Beşiktaş’a kadar yiğit yürekler bu salonda.

Dağınıklığı toplamak, zıtlıkları yumuşatmak, açılımı kapatmak, bölünmeyi durdurmak, ayrışmayı birleştirmek için Türkiye sevdalıları hareket halinde.

Bozkurt Taksim’e doğru başını kaldırarak çakallara, sırtlanlara haddini bildirme kararında.

Milisleri kovalamak, eşbaşkanları püskürtmek için bugün tam kıvamında.

İstanbul her şeyiyle hazırım diye sesleniyor.

İktidara talibim diye haykırıyor.

Bu defa olacak diye kararlılık gösteriyor.

Fatih’in anılarını sahiplenmek için azimliyim diyor.

Başkent Ankara’nın arkasında durmak için her şeyimle varım diyor.

Vatanın sahipsiz olmadığını duyurmak için ses veriyor.

Ses Ver İstanbul, bu sese kulak ver İstanbullu kardeşim.

Tıpkı beş buçuk asır önce olduğu gibi karar ver İstanbul.

Maviliklerinle umutlarımızı tazele İstanbul.

Yeşilliğinle yüzümüzü güldür İstanbul.

Boğazında ülkülerimizi yüzdür İstanbul.

Yedi tepenle, erenlerinle, tarihe mührünü vurmuş soylu duruşunla, camilerinden yayılan eşsiz nurla Milliyetçi Hareket’in iktidarına destek ver İstanbul.

Dün Üç Hilali burçlarında nasıl dalgalandırdıysan, Başbakanlıkta da aynı şekilde olmasına yardım et İstanbul.

Bu güzel toplantıyı düzenleyen bütün dava arkadaşlarımı ve emeği geçen herkesi can-ı gönülden tebrik ediyorum.

Sağ olun, var olun.

Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

 Değerli Dava Arkadaşlarım,

Şu anda, fethi Peygamber efendimiz tarafından müjdelenmiş ve aynı zamanda Türklerin en büyük kenti olan İstanbul’dayız.

Bu toplantının da, tıpkı 558 yıl önce gerçekleşen fetih kadar etkileyici ve aziz milletimizin gönlünü kazanarak Türkiye’mizi Lider ülke yapma yolunda bir başlangıç olmasını diliyorum.

Zira 1453 yılının 29 Mayısında, atalarımızın İstanbul’u Bizans’tan alarak Türk topraklarına katması sıradan bir kentin el değiştirme hadisesi değildir.

Bu fetih, her şeyden önce, Ertuğrul Gazi ile yüzyıllar öncesinden başlayan stratejik bir büyüme ve yurt edinme ülküsünün zirvesidir.

Tarih boyunca Türk hakanlarının hedefi, daima en güçlü devlete sahip olabilmekten geçmiştir.

Milletimiz, yüzlerce yıl boyunca başka milletlerle olan ilişkilerinde kuralı koyan ve uygulatan güç olmuştur.

Atilla’ya “Tanrının Kırbacı” dedirten kudret bu güçtür.

Fatih’e gemileri karadan yürüten güç bu güçtür.

Kanuni’ye, bir mektupla aman dedirten sır bu güçtür.

Bu güç, milletimizi üç kıt’ada hükümran yapmıştır.

Bu güç, yıkıldıktan sonra onlarca devlet çıkarmış coğrafyayı ayakta tutmuştur.

Bu güç, yüzyıllarca süren bir çözülme ve çöküşe dirençle dayanabilmiştir.

Ve bu güç Türk milliyetçileri ile Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Ancak, ne üzücüdür ki bugün ecdadımızın küresel güç gösterilerinden oldukça uzaklara savrulmuş durumdayız.

Kabul etmek mecburiyetindeyiz ki, Türkiye’miz gelişme ve kalkınma yolunda geçen yılları hep israf etmiştir.

Cumhuriyetimiz kurulduğundan bu yana bütün hükümetlerin uğraşısı milletimizi tarım toplumundan sanayi toplumuna geçirmeye çalışmak olmuştur.

Türkiye, maalesef, güçlü bir milli ekonomi oluşturamamış, sanıldığının aksine bölgesinde etkili bir güç olamamıştır.

Bugün ulaştığımız seviyede Türkiyemiz sıradan bir bölge devletidir. Sözü dinlenmez, yönetenlerine güvenilmez bir ülke haline gelmiştir.

Bağımsızlığı ve özgürlüğü için üzerinde küresel senaryolar oynanmaktadır.

Bir zamanların cihan devleti, şimdi dar bir coğrafyaya, küçük bir ekonomiye, yozlaşmış bir kültürün içine sıkıştırılmak istenmektedir.

Bugün karşımıza çıkan küresel tuzaklar ve oyunların başlangıcı 1453 yılında Istanbul’un Türkler tarafından fethi ile başlayan süreçle yakından ilgilidir.

Bu tarih, öç ve intikam duyguları, korku ve nefretle karışarak Türk ve İslam medeniyetine yüzyıllar sürecek bir husumetin ve önyargının da başlangıcı olmuştur.

Fetih, elbette bizler için muhteşem bir dönemi ifade etmektedir. Ancak, İstanbul’un Türklere geçişi yabancılar için asla unutamadıkları bir sarsıntı ve kaybın da başlangıç noktasıdır.

Bu tarihten sonra Avrupa merkezli Türk ve İslam düşmanlığı dalga dalga yükselmiştir.

Türkleri önce İstanbul’dan, sonra Anadolu’dan atabilmek için asırlardır bir mücadele sürmektedir.

Daha önceleri de ısrarla belirttiğim gibi bu tarihi Şark meselesinden başka bir şey değildir.

Fetih ile birlikte kin ve intikam duyguları ile beslenen haçlı hayalleri, bu güzel kenti ve aziz yurdumuzu elimizden almak için fırsat aramaktadır.

Nitekim, Anadolu’dan Türklüğü atmak üzere Mondros ile yola çıkan kuvvetler, 1920’de işgal ettikleri İstanbul’umuzu, 1923'de terk ettiklerinde yarım kalmış emellerini vicdanlarında hep saklı tutmuşlardır.

Ve ne üzücüdür ki, Fetih’ten yaklaşık beş buçuk asır sonra işbirlikçi bir hükümetin teslimiyeti ile;

Ülkemizin bütünlüğü,

Milletimizin birliği ve kardeşliği,

Vatanımızın bağımsızlığı ve

Milli bekamız, tıpkı 91 yıl önceki İstanbul’un işgalinde olduğu gibi vahim bir sürece girmiş bulunmaktadır.

Bugün bu tehlike yalnızca İstanbul’umuzla sınırlı değildir. Tehdit bütün yurt sathına yayılmıştır. Bütün vatan tehdit altındadır.

Taşeronlar ileri demokrasi zırvasıyla faaliyet içindedir ve şimdi de adımlarını kefen demokrasisiyle atmaya başlamışlardır.

Terör maşaları ülkemizin dört bir yanında milletimize kan kusturmaktadır.

Türk milliyetçilerinin milli coğrafya, milli varlık, milli beka için duyduğu kaygılar ve tehditler, 1919’lu işgal yılları ile örtüşmeye başlamıştır.

Yine ilkesiz ve korkak bir zihniyet iktidardadır.

Yine yabancı güçler içişlerimize karışmaktadır.

Yine işbirlikçiler dört koldan ihanet yarışındadır.

Yine gazete sütunlarında Ali Kemal’lerin yazıları vardır.

Yine taviz ve teslimiyetin derin izleri bulunmaktadır.

Osmanlıyı yıkan küresel aktörler, 92 yıl sonra yeni bir oyun için kendilerine yeni bir Damat Ferit hükümeti bulabilmişlerdir.

Başbakan Erdoğan’ın tercihi, yöntemi, izlediği politikaları adeta Damat Ferit’i tekrar diriltmiştir.

Neresinden bakarsak bakalım karşımızda iflas etmiş bir hükümetin çatırdama ve çökme sesleri vardır.

Maalesef AKP uçuruma doğru ilerledikçe, aziz milletimizi de peşinden sürüklemek istemektedir.

Ve Başbakan ülkemizi yıkımın karanlık eşiğine kadar getirmiştir.

İhanete verilen destekler, bölücü mihraklara gösterilen yakın ilgiler Türkiye’yi alacakaranlık bir noktaya sokmuştur.

Türk milleti bölünmenin ve ayrışmanın karmaşasına itilmiştir.

Etnik terör cüret kazanmış, iyice şımarmış ve aşağılık eylemlerini artırmaya başlamıştır.

İmralı’da yatan bebek katili, bir tarafta AKP’yle pazarlıklara devam etmekte, öbür tarafta ise 15 Haziran’ı işaret ederek ya kıyamet ya müzakere sözleriyle Türk milletine meydan okumaktadır.

Başbakan Erdoğan, egemen Türk devletinin cezaevinde yatan bir hainin tehditleri karşısında sessiz ve tepkisizdir.

Çünkü, bu caniyi yüreklendiren, cesaretlendiren ve küstahlaşmasına sebep olan kendisidir.

Bitmiş ve tükenmiş bir insanlık düşmanını ayağa kaldıran ve kanlı örgütünü yönetmesine müsamaha gösteren şüphesiz yine aynı kişidir.

Eğer bugün alçakların Kastamonu Ilgaz’da güvenlik görevlilerimize yönelik saldırısı güpegündüz gerçekleşebiliyorsa, bunu sorumlusu öncelikle AKP hükümeti ve Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Ve tartışmasız PKK açılımının acı bir sonucudur.

Buradan bölücü terörün hunhar saldırısında şehit olan polisimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, yaralı kardeşimize acil şifalar temenni ediyorum.

Şehidimizin yakınlarına ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.

Bu olayı nefretle ve şiddetle lanetliyoruz.

Katillerin bir an önce yakalanmasını bekliyoruz.

Görüyorsunuz, terör Cudi’de, Tendürek’te ya da Kandil’de değil; Ilgaz’da, Anadolu’nun bağrında kanlı tezgâhını kuruyor.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan sorarım sana;

Hani analar ağlamayacaktı?

Hani gözyaşları dinecekti?

Sayın Cumhurbaşkanı hani iyi ve güzel şeyler olacaktı?

Hani çok ümitliydiniz?

Nerede kaldı yeni acıları önleme beyanlarınız?

Yıkım koordinatörü ve Yüce Divan yolculuğunda açık bilet sahibi bakan sana sormak isterim;

Görüştüğünüz ülkelerin, PKK terörünü Kuzey Irak’ta sona erdirme konusunda hani güçlü iradesi bulunuyordu?

Hani sorunları çözecektiniz?

 Her fırsatta kararlı, azimli ve cesur adım attık derken, aslında neyin adımlarını atıyordunuz?

Milletimizi kandırmaya ve aldatmaya utanmıyor musunuz?

Bu aziz milletin izzet-i nefsiyle oynamaya ne hakkınız var?

Siz değil miydiniz Habur’da teröristlere karşılama törenleri düzenleyen?

Siz değil miydiniz davul zurnalar eşliğinde teröristleri serbest bırakan?

Siz değil miydiniz, katillerin sınırlarımızdan gelişini umut verici gelişmeler olarak yorumlayan alçalmayı gösteren?

Siz değil miydiniz Meclis’te siyasi bölücülerle yaptığınız görüşmeden sonra, mutluyuz, umutluyuz, diyen?

Siz değil miydiniz, İmralı’da yatan hainle müzakereler yapan?

Siz değil miydiniz peşmergeye abi diyen, üçlü istihbaratla Kandil’i gözetlediğinizi iddia eden?

Ve siz değil misiniz, şerefinizi İmralı’ya, siyasi namusunuzu Okyanus ötesine ve haysiyetinizi Erbil’e teslim eden?

Evet, bunların hepsi sizsiniz.

Bunların hepsi AKP’nin eseri.

Hizbullah militanlarını bırakan da sizsiniz, pişman değilim demesine rağmen, PKK’lı katillere Ceza Kanunun pişmanlık hükümlerini uygulayan da sizsiniz.

Ne mutlu Türküm diyene sözünden rahatsızlık duyan da sizsiniz, Andımızı kaldırmaktan bahseden de sizsiniz.

TRT Şeş’i kuran da sizsiniz, terörle mücadeleyi sekteye uğratan ve ağırdan alan da sizsiniz.

İçerideki beş bin terörist bitti mi ki, dışarı da ki beş yüzle uğraşalım diyen de sizsiniz.

Sınır ötesi operasyon yapmak için Meclis’te alınan Tezkere kararının gereğini yapmayan da sizsiniz.

Askerliği yan gelip yatmakla itham eden de sizsiniz.

Utanmaz, arlanmaz bir şekilde; şehitler ölmezi vatan bölünmez haykırışlarını tahrik sayan da sizsiniz.

İnadına, ısrarla ve büyük bir inançla diyorum ki:

Duy ey AKP, duy ey Recep Tayyip Erdoğan; Şehitler Ölmez Vatan bölünmez.

Herkes bilsin ki;

Milliyetçi Hareket’e gönül veren Türkiye sevdalıları ve vatanseverler olduğu sürece kimsenin bu ülkeyi bölmeye gücü yetmeyecektir.

 

Ülkücüler olduğu müddetçe hiçbir melanet taraftarının amacına ulaşması mümkün olmayacaktır.

Bozkurtlar olduğu sürece, dağdaki eli kanlılar asla emellerine muvaffak olamayacaklardır.

Biz buradayız.

Türkiye’ye sahip çıkacak milli ve yiğit yürekler işte burada.

Şimdi hepinize sormak ve sesinizi tüm cihana duyurmak istiyorum:

Türk milletinin bir ve bütün olması için her fedakârlığı yapacak mısınız?(EVET)

12 Haziran’da AKP’ye ve yanında saf tutmuş ihanet ittifakına şamarı indirecek misiniz? (EVET)

Eşkıyanın hükümdar olmaması ve Türkiye’nin bölünmemesi için var gücünüzle çalışacak mısınız? (EVET)

Bayrağa, vatana, ezana, tarihimize ve Türk milletinin her kıymetine sahip çıkacak mısınız? (EVET)

İşte Milliyetçi Hareket Partisi bu.

İşte Türk milliyetçilerinin sesi bu kadar gür.

Varlığınız Üç Hilal’in yolunu aydınlatıyor, sesiniz zalime korku salıyor.

Hepinizle gurur duyuyorum, hepinizi kucaklıyorum.

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Değerli Milletvekili Adayları,

Başbakan Erdoğan’ın 5 Mayıs’ta Amasya’da; namert eller, karanlık zihniyetler, teröristler, ayrımcı güçler dediği, Habur’da karşıladığı katillerdir.

Hainler, alçaklar, korkaklar diyerek aşağıladığı bizzat kendisinin kol kanat gerdiği rezillerdir.

Başbakan Erdoğan’ın 23 Nisan’da, Meclis Genel Kurulu’nda, eşkıyayı kast ederek, ‘ölen gençler bizim gençlerimizdir’ diyerek masumlaştırdığı alçaklar, Ilgaz’da yiğit polis Recep Şahin’i katledenlerdir.

Osmaniye’de; hainleri ve tetik çektiren efendilerini, sahiplerini er veya geç bulacaklarını, akan şehit kanlarının hesabını soracaklarını söyleyen Recep Tayyip Erdoğan’a hatırlatırım ki;

Uzağa bakma.

Başka yerlerde sorumlu arama.

Hainler senin yanı başındadır, hemen göz menzilindedir.

Bu zamana kadar terörün ağa babalarıyla sürekli iç içe oldun.

Üçlü görüşmeler yaptın, sonuçsuz diplomatik ilişkiler kurdun.

Onlarla beraber yedin, beraber gezdin, birlikte masalara yüz sürdün.

El sıktın, ziyaret ettin, yollarına kırmızı halılar sererek ağırladın.

Ne var ki bölücülüğe verdikleri desteği bir türlü yüzlerine vuramadın.

Davos’ta Filistin’i savunma adına sahte bir one minute dedin de, Vasgington’da Türk milleti için muhataplarına yeter artık diyemedin.

Polisimize, Mehmetçiğimize tetik çektiren elleri sen aslında iyi biliyorsun.

Şimdi sıkıştın, günü kurtarmak için sanal meydan okumalar yapıyorsun.

Kuru sıkı atıyorsun, palavradan duruş gösteriyorsun.

“Vatan toprakları boş değil, meydan boş değil, bunu onlar da görecekler” diyerek, naylon delikanlılıktan medet umuyorsun.

Durmadan atıyorsun, ama bir türlü dolu yakalayamıyorsun.

Boş konuşuyorsun, desteksiz sallıyorsun.

Sana kanacak yok artık.

İnanacak kimse kalmadı.

Irak’ın kuzeyine gidip de şarkılar eşliğinde kucaklaştığın, dostum diyerek sarıldığın peşmerge bozuntusu tetik çektiren lanet ellerin başında geliyor.

Sen terörün bir numaralı hamisiyle eğlenirken, yanak yanağa, diz dize şehitlerin ruhunu sızlatırken, Kandil’de hain eylemlerin planları yapılıyordu.

Yıllarca seni avutan, sırtını sıvazlayarak uyutan, ancak sıra kendi teröristine geldiğinde öldürüp denize atan, model ortaklığı yaptığın güç, terörü yıllar yılı kendi stratejik hesapları doğrultusunda kullandı.

Uyuşturucu kaçakçısı bölücü suratlar, hala kapısında aman dilendiğin Avrupa ülkelerinde rahatça geziyorlar, basın toplantıları düzenliyorlar, bölücü propagandayı hiçbir engele takılmadan yapıyorlar.

Roj tv ile ilgili davayı bir türlü sonuçlandırmayan ve değişik ülkelerde yayın yapabilmek için alt yapı faaliyetlerini sürdürmelerine izin veren senin Avrupalı dostlarından başkası değildir.

Bunları aynı zamanda, Recep Tayyip Erdoğan’ın bir bakanı da ikrar etmiş, basın üzerinden adeta günah çıkarır gibi konuşmuştur.

Sayın Erdoğan yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa, terörün arka bahçesindeki mihraklara Kasımpaşalılığını göster de görelim.

Biz de seni alkışlayalım, sana destek olalım.

Ama ne senin ne de başkanı olduğun hükümetinin böyle bir niyeti yok, olamaz da.

Çünkü bölücülük AKP döneminde meşruluk kazandı.

Katiller bu dönemde rahata ve huzura erdi.

Şehirler AKP iktidarında yaşanmaz hale geldi.

Türk polisi bu haysiyetsiz iktidar zamanında bölücülerden tokat yedi.

Türk bayrağı bu iktidar zamanında çiğnendi, yırtıldı ve yerlerde süründü.

Atatürk büstlerine saldırı kural haline geldi.

İki dilli hayat talepleri AKP’yle birlikte kabından taştı.

Özerk Kürdistan ifriti bu iktidarın kucağında büyüdü, güçlendi.

PKK’yı Meclis’e taşımak için Başbakan’dan Cumhurbaşkanı’na kadar bu ülkede herkes son nefesine kadar mücadele etti.

Önce başvuruları reddedilen ve hukuken bağımsız olarak seçilmeleri sorunlu olan bölücü şahısların, sonradan Yüksek Seçim Kurulu’nun baskı altına alınmasıyla seçilmelerine AKP neden olmuştur.

Bu esasında ikinci Habur rezaletidir.

Başbakan Erdoğan bugün; şiddetten besleniyorlar, terörün arkasına saklanıyorlar dediklerini, çok değil yaklaşık iki hafta önce Meclis’e sokabilmek için elinden geleni arkasına koymamıştır.

Cumhurbaşkanı bile bölücü şahısların başvuru belgelerini yakında takip etmiş ve ‘bir sorun olmaması gerekir’ diyerek Yüksek Seçim Kurulu’nu yönlendirmeye çalışmıştır.

“Kötü şeyler olacak” sözleriyle milletimizi açıktan tehdit eden ve yediği ekmeğe, içtiği suya ve soluduğu havaya ihanet eden iğrenç suratlara bir zamanlar yakın ilgi ve iltifat da AKP’den gelmiştir.

Yandaş kalemler, tetikçi köşe yazarları, sözde demokrasi ve barış havarileri AKP’nin yanında hizaya girerek el birliğiyle PKK’yı Meclis’e taşımak için çaba göstermişlerdir.

Ancak bugünkü kurşun gibi ağır ortamda roller değişmiş, pozisyonlar günün şartlarına göre tekrar gözden geçirilmiş, AKP sözde hedefine siyasi bölücüleri yerleştirmiştir.

Tüm hesaplar 12 Haziran sonrasına göre şekillenmekte ve planlar buna göre yapılmaktadır.

AKP ile BDP arasında 12 Haziran sonrası kurulacak işbirliği ve yeni anayasa yapımı için diyalog süreci şimdiden pazarlıklara konu olmaktadır.

Yüksek perdeden yapılan konuşmaların ve Başbakan’ın samimi olmayan ve istismarcı sözlerinin gayesi buna yöneliktir.

İmralı canisinin 15 Haziran’a gönderme yapmasının altında bu vardır.

Eğer 12 Haziran’da AKP tekrar iktidara gelirse, yeni anayasayı siyasi bölücülerle birlikte yapacak ve Türk milletini etnik tasnife tabi tutacaktır.

Hedefte Türk’lüğün ve Türkçe’nin Anayasa’dan çıkarılması vardır.

Böylelikle Anayasa’ya ikinci bir dilin girmesi ve etnik kimliklerin taşınması sağlanacaktır.

Sonra sırayı ise, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yoluyla özerkliğe giden yolun açılması alacaktır.

Ve en sonunda da Kürdistan fitnesinin kurulması amaçlanmaktadır.

Suriye’deki sarsıntıların, Irak’ın üç bölünme operasyonun, İran’a yönelik tazyiklerin ve Ortadoğu’daki kargaşanın altında, gerçekte büyük Kürdistan’a hayat verme arayışları bulunmaktadır.

Bütün samimiyetimle söylemek isterim ki, Recep Tayyip Erdoğan BOP eşbaşkanlığıyla taşeron olarak kullanılmaktadır.

PKK açılımı da AKP’nin eline tutuşturulmuş ve içeriği Okyanus ötesinde doldurulmuş bir bölünme reçetesidir.

Ve sürecin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

AKP ve PKK rol paylaşımı içinde Türk milletinin başına türlü belalar açmak için amaç ve emel birliği içine girmişlerdir.

Ne zaman dışarıdan dayatmalara açık bir yönetim işbaşında olsa, sözde demokrasi ve özgürlük yalanları eşliğinde Türk milleti ayrılmalara ve kayıplara maruz kalmaktadır.

Bakınız, 1839’da Kavalalı Mehmet Ali Paşayla yaşanan sorun; beraberinde, Batı’nın desteğini almak uğruna Tanzimat’ın ilanına neden olmuştur.

Ama, Mısır sorunu bir türlü çözülememiş ve bu çerçevedeki meseleler hiç bitmemiştir.

Benzer yaklaşımlar Sevr melanetinde de söz konusudur.

Bugün de, PKK açılımının gerisinde bu sorunlu zihniyet yatmaktadır.

Süreç böyle giderse yıkım ve parçalanma ne yazık ki kaçınılmaz olacaktır.

Bu itibarla, yıkım projesinin ihalesini verenler, AKP’nin bir dönem daha iktidarda kalmasını istemektedirler.

Başbakan ise yapacağı iş karşılığında, başkanlık makamıyla taltif edilmek istenmektedir.

Türkiye’nin üniter ve milli devlet yapısına yönelik derin tahammülsüzlük bundandır.

Bu kapsamda, Başbakan Erdoğan’ın; tek devlet, tek millet, tek vatan ve tek bayrak sözleri kandırmacıdır.

Merkez Bankası rezervlerinin artışını milliyetçilik olarak takdim eden, cahil ve iptidai zihniyetten de başka türlüsü zaten beklenmeyecektir.

Aziz Dava Arkadaşlarım,

İstanbul’un fethiyle birlikte bir cihan devleti olan kudret, günümüzde küçülmüş ve coğrafyasına sıkışıp kalmıştır.

Haysiyet yoksunu bu garabet dönem, fethin 558. yıldönümünde büyük Türk milletini, surlara sıkışmış köhne Bizans’ın karanlık durumuna düşürmüştür.

İşbirlikçi bu iktidarın yönetiminde;

Avrupalı milletimizi, Ermeni tarihimizi,

aşiret reisleri devletimizi sorgular hale gelmiştir.

Her gün başka bir başkentten gelen taciz, azar, aşağılama ve alay hükümet tarafından sineye çekilmektedir.

600 yıl dünyayı titreten kudret, bir avuç eşkıyayı ininde yok etmek için şimdi icazet beklemektedir.

Dün Girit’i elimizden çıkaran ihanet, bugün Kıbrıs’ta yaşanmaktadır.

Dün Osmanlıyı yıkan kapitülasyonlar, bugün küreselleşme adıyla karşımızdadır.

Dün Balkanlar’da sergilenen mezalim, bugün Ortadoğu’da, Müslüman coğrafyasında tekrarlanmaktadır.

 

Ve, bu karanlık Türkiye tablosunun içinde, ihanet ittifakına göre tehlikeli olan tek şey milliyetçiliktir, Milliyetçi  Hareket Partisi’dir.

Bize yönelik tahriklerin ve tuzakların nedeni bundadır.

Kışkıtmaların ve tertiplerin altında bunlar yatmaktadır.

MHP’ye yönelik nefretler buradan üremektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi zayıflarsa, iç sorunlara gömülürse, tartışmalara ve fetret devrine girerse alçaklar keyiflenecektir.

Bunun için son dönemde üzerimizde oyunlar oynanmaktadır.

Okyanus ötesinden kumandalı internet siteleri fitne ve nifak tohumlarını saçmaktadırlar.

Avrupa ülkelerini adres gösterip, ABD üzerinden yayın yapan ve Milliyetçi Hareket’i karıştırmak için her türlü zehiri kusanlarla AKP arasındaki ilişki ve irtibat son derece manidardır.

Buradan Başbakan Erdoğan’a sormak ve vereceği cevapları hemen beklediğimizi ifade etmek isyorum:

İbrahim Faruk Bayındır kimdir?

Bu şahıs Küçükçekmece Belediyesi’nde AKP meclis üyeliği yapmış mıdır?

Arkasından istifa ederek, İstanbul üçüncü bölgeden milletvekilliği adaylığına müracaat etmiş midir?

Bu kişinin partimizi zan ve töhmet altına alan yayınlara ev sahipliği yapan kirli internet siteleriyle ne tür bir bağlantısı vardır?

Ülkücügazete isimli fitne yuvasının değişik ülkeler üzerinden yaptığı alçak yayınları bu şahıs ve yüzleri karanlıkta kalan ortakları mı gerçekleştirmektedir?

Sayın Başbakan bunları açıkla.

Şerefiniz ve siyasi namusunuz hala biraz varsa, bunlara karşılık ver.

Odalara kamera koydurup özel hayatı gözetleyen aşağılık rontgencileri sen de deşifre et ve bize yönelik oyunlar tezgahlayanları ortaya çıkar.

Aksi taktirde gökkubbeyi başına yıkmaya kararlıyız.

Pisliklerinizi, tuzaklarınızı, kumpaslarınızı yok etmek için sabırsısız.

Elbette her dava arkadaşımın da davranış ve yaşayışında son derece dikkatli ve özenli olması gerekmektedir.

Özel hayatın sınırları içinde yer alsa da, değerlerimizle, ilkelerimizle, inançlarımızla, ülkülülerimizle bağdaşmayan tavır ve hareketleri tasvip etmemiz imkansızdır.

Ahlaki zaafı bulunanlar, nefislerine teslim olanlar akıllarını başlarına almalıdırlar ve aramızda yer bulamayacaklarını kesinlikle bilmelidirler.

Ülkücülüğün değerleriyle ve kabulleriyle bağdaşmayan kim varsa yanımızda asla duramayacaktır.

Ahlaktan, erdemden, edepten, terbiyeden, doğru ve iyi insan olmaktan zerre kadar taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz.

Aksi davarnışları gösterenleri aramızdan mutlaka ayıklayacağız.

Bütün gözler üzerimizdedir.

Bütün dikkatler bize yöneliktir.

Şaibelere katlanmamız mümkün değildir.

Görmezden gelmemiz, hoş görmemiz ahlakçılık ilkemizle asla uyuşmayacaktır.

Çünkü Türk milliyetçileri hedeftir.

İtinalı, hamiyetli, ahlaklı, cesaretli, vatansever, inançlı, düzgün vasıflı ve hidayet sahibi camia olarak şirretin karşında dimdik duruyoruz.

Başta iktidar olmak üzere; malum odaklar, bölünmeye ve kardeş kavgasına karşı engel olarak gördükleri Milliyetçi Hareket’i çözmek ve içten çökertmek için ellerinden geleni yapacaklardır.

Okyanus ötesi fetva makamlarının ve içeridiki uzantılarının da tahrik ve provakasyonlarının menzilinde emin olunki siz varsınız.

Evet onlara göre tehdit olan milliyetçiliktir.

Artan tehlike sizsiniz ülküdaşlarım. Çığ gibi büyüyen tehlike siz.

 

Çünkü siz,  sömürüye dur diyeceğiniz için tehlikelisiniz.

Talan, tavize, yalana ve yağmaya hayır dediğiniz için tehlikelisiniz.

İftihar ediniz, tehlikeli olmayı da sürdüreceksiniz, sürdürmelisiniz.

Sizler varoldukça ihanet odakları kaçacak delik arayacaktır.

Sizler var oldukça milletimiz emin ellerde olacaktır.

Şimdi sizlere sormak istiyor ve cevabınızı yüksek sesle duymak istiyorum:

Tuzaklara, tahriklere, AKP tertiplerine inanacak mısınız? (HAYIR)

Bizden görünüp zehir saçanlara, kimliğimizi kullanıp tefrika çıkaranlara ve eski sıfatıyla AKP propagandası yapanlara aldanacak mısınız? (HAYIR)

İnternette dolaşan dedikodulara, düzmece haberlere, uydurma iddialara ve alçakça yapılan iftiralara itibar edecek misiniz? (HAYIR)

İstanbul’dan ses verip, tıpkı işgalci güçler gibi, AKP’yi iktidardan kovacak mısınız? (EVET)

Size yakışan da budur.

Ülkücü Hareket işte bu demektir.

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Türkiye yeni bir oyunun ve oyalanmanın içine itilmeye çalışılmaktadır.

Bu tamamen zaman kazanmaya yönelik bir senaryonun parçasıdır.

Küresel güçler bölgemizde sergiledikleri yap-bozun eksik parçalarını tamamlamak için gereken zamanı doldurma çabasındadır.

AKP zihniyeti ülkemizin yaşama ve var olma inisiyatifini yabancılara teslim etmiştir.

Özellikle bölücülük sorununun sözde çözümünde; bir yanda Okyanus ötesi, diğer yanda Iraklı aşiret reisleri söz sahibi olmuşlardır.

Başbakan ise hakaretleri sineye çekerek, milli şerefimiz üzerindeki duyarsızlıkları sergilemekte ve ömrünü uzatabilmenin telaşını yaşamaktadır.

Buradan Başbakan’a çağrıda bulunuyorum.

Güdümlü diplomasiyi terk et. Dünyaya başkent Ankara’dan bak. Olayları Türkçe incele.

Bürüksel’den önce Kandil’e bak. Libya’dan önce Kerkük’e, Musul’a, Doğu Türkistan’a, Hocalı’ya yönel.

Başkalarına çek git diyeceğine, edebinle çekilmek için şimdiden hazırlık yap.

Devlet kurumları ile çatışmayı bırak.

Kalan günlerinde yiğitliğin var ise Irak’ta, Kandil’de göster. Telafer’de cesaretini ispat et.

Bayrağımızı git oralarda salla.

Hayır, sen bunların hiçbirini yapamazsın.

Başımıza çuval geçirilirken de yapamadın.

Beş polisimiz Irak’ta şehit edilirken de.

Aşiret reisleri tehdit ederken de yapmadın.

    Avrupa’da aşağılanırken de.

Peygamberimize hakaret edilirken de yapmadın.

Ermeniler karşısında diz çökerken de.

Kimden yanasın, kiminle birliktesin?

Şehitlerimiz için kimler sana “kelle” dedirtiyor?

Kimler sana Mehmetçiği “yan gelip yatmakla” suçlatıyor?

Seni kimler yönetiyor? Kimlerin etkisi altındasın?

Kimlere ne sözler verdin? Kimlerle ne senet imzaladın?

Sen bunları açıkla. Ve daha fazla saklanma.

Milliyetçiler tek başına iktidar için yola çıkıyorlar.

Milliyetçiler foyanı ortaya çıkarmak için 12 Haziran’da iktidara yürüyorlar.

Artık sonuç ortadadır.

AKP’nin sonu gelmiştir.

Sayın Başbakan’ın ve partililerinin asabiyeti bundandır.

Argo, tahkir ve hezeyan dolu sözleri gerilen sinirlerinin işaretidir.

Yanılıp da hala ince hesapların, karanlık işlerin peşinde olanlar dikkat etsinler!

Türk milleti, AKP’nin teslimiyetçi zihniyetinden ibaret değildir.

AKP’nin ve işbirlikçilerinin gösterdiği zafiyet sizleri iştahlandırmasın.

Sakın aldanmayın. Yanlış hesaplara heveslenmeyin.

Bu milleti bölemezsiniz.

Bu devleti yıkamazsınız.

Sınırlarımızı değiştiremezsiniz.

İşte milliyetçiler, İşte ülkücüler, İşte Milliyetçi Hareket Partililer.

Dimdik ayaktalar.

Bu davayı asla aşamazsınız.

Bu kaleyi asla geçemezsiniz.

Bu suru asla yıkamazsınız.

Bizi asla ama asla yenemezsiniz.

Değerli Dava arkadaşlarım,

İstanbul bizim gözümüzde bir efsanedir. Eşsiz güzellikleri ve özellikleri vardır.

Bu kutlu şehir 13 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık kentidir.

Ne var ki yaşam kalitesi açısından çok gerilerde olduğu da bir hakikattir.

İstanbul’umuzun en başta gelen problemi deprem konusudur.

1999 depreminden 12 yıl geçmesine rağmen, bu aziz şehir bütün açmazlarıyla varlığını sürdürmektedir.

Adaletsiz paylaşımların ve çıkar ilişkilerinin şekillendirdiği, siyasal paylaşımların ve baskıların ana yönlendirici olduğu İstanbul, kabul edilemez bir yok oluş süreci yaşamaktadır.

“Sözde çılgın projeler” ile veya yalnızca lafta kalan, uygulama düzeyine çıkamayan hedeflerle kritik sürece gelmiştir.

İstanbul’un akıllı, kalıcı ve tarihi dokusunu bozmayacak, üzerinde yaşayacak insanına fayda sağlayacak stratejik planlara ve projelere ihtiyacı vardır.

2023’e Doğru Yükselen Ülke Türkiye vizyonumuzun hedefinde İstanbul’un ve diğer tüm şehirlerimizin gelişmesi, sorunlarının çözülmesi ve huzura kavuşmaları yer almaktadır.

İnşallah 12 Haziran’dan sonra, iktidarımızla birlikte başlayacak onarım ve toparlanma döneminde İstanbul’un problemleri teker teker aşılacaktır.

Yapay ve özgün herhangi bir tarafı olmayan, değişik dönemlerde gündeme gelmiş projelerle İstanbul’un rahata ermesi söz konusu değildir.

Bugün bu kentin sorunları, Avrupa Yakasında açılacak fantezi kanallarla giderilemeyecek kadar büyümüştür.

İstanbullu kardeşim kendi hayatına refah ve destek olacak çalışmaları beklemektedir.

Parti olarak, sürdürülebilir ve gerçekçi şehircilik ilkelerimiz ve projelerimizle İstanbul’un bütün sorun alanlarını, sosyal kesimlerini ve ihtiyaçlarını karşılamaya hazırız.

İstanbul’un öncelikli sorunu, Anadolu’dan kitleler halinde gelen göçün kontrol edilememesidir.

Tarihi ve doğal alanları nedeniyle fazla yerleşebilir alanı kalmayan İstanbul’un, kentleşme ve idare sorunlarının çözümü, yakın çevresi ve tüm Anadolu’da gerçekleştirilecek yatırımlara bağlıdır.

Ne var ki, AKP hükümeti ufuksuz ve vizyonsuz bir şekilde yönettiği İstanbul’da sorunları artırmıştır.

İstanbul öncelikle muhtemel büyük depreme hazırlanmalıdır.

Bunun için, Milliyetçi Hareket’in iktidarında; bugüne kadar yapılmayan tespit çalışmalarını ve olası bir depremle yapıların alabilecekleri hasara göre sınıflandırmalarını gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

İstanbul’da ağır hasar alması ya da yıkılması muhtemel yapıların tümü elden geçirilecek ve olası bir büyük depremde vatandaşlarımızın can kayıplarının önüne geçilecektir.

İstanbul’daki projelerimizin ilk önceliği, rant yaratmak yerine insanlara yaşanabilir bir çevre sunmaktadır.

Bunu da sağlıklı insanlar, sağlıklı çevrelerde yaşar düşüncesiyle hayata geçireceğiz.

İstanbul’u boğan bir diğer sorun alanı da şüphesiz ulaşımdır.

Etkin bir ulaşım altyapısına sahip olmayan kentler, ciddi ekonomik kayıpların yanı sıra, önemli çevre sorunlarıyla da karşı karşıya kalmaktadır.

Biz toplu taşımayı ön plana çıkarmayı hedefliyoruz ve bunun için tüm İstanbullu kardeşlerimize ses veriyoruz.

Raylı sistem ve deniz yolu ağırlıklı toplu taşıma sistemini mutlaka yaygınlaştıracağız.

Milliyetçi Hareket’in iktidarında ulaşım sorunu inşallah tamamen çözülecektir.

İstanbul’un ulaşım probleminin çözümünün planlamadan geçtiği gerçeği ile uygulanan ve uyulan bir ulaşım ana planı yapacağız.

Bu kapsamda, her yıl 50 km metro hattı açacağız ve yeni feribot hatları oluşturacağız.

Bu şekilde İstanbullu kardeşime trafikte heba ettiği fazladan 3 saatini geri vereceğiz.

İstanbul’un konut sorununu çözmek için de kentsel dönüşüm projeleri üreteceğiz.

Özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın konut ihtiyacını karşılayacağız.

İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkacağız ve gelen turist sayısının artmasını sağlayacağız.

Başta Tarihi Yarımada olmak üzere, İstanbul’un tarihi kent merkezlerine yönelik koruma amaçlı yenileme eylem planları yapacağız.

Tarihi kent merkezleri bugünkü köhnemiş görüntüsünden kurtarılacak ve ekonomimize kazandırılacaktır.

Bu süreç içinde hiçbir esnafımızı mağdur etmeyeceğiz.

Hiçbir zorlayıcı işlem yapmayacağız.

20 yıl geri ödemeli bir kredi imkânından tüm Tarihi Yarımada toptancı esnafımızı ve imalatçımızı yararlandıracağız.

İstanbul’a yeni yolcu limanları, kongre merkezleri ve fuar alanları yapmayı hedefliyoruz.

Bunun için ses veriyoruz ve sesimize kulak verilmesini istiyoruz.

İstanbul’un meselelerini çözmek için biz tam anlamıyla hazırız.

Dünyanın bu en büyük Türk kentini, tekrar eski haşmetine kavuşturmak için heyecanlıyız ve donanımlıyız.

Bunun için ses ver İstanbul, sesime kulak ver İstanbul diyoruz.

İstanbul’un umut şehri olduğunu biliyorum.

Bir zamanlar taşının toprağının altın olarak kabul edildiğini de biliyorum.

Ancak o günler geride kaldı.

İstanbul’un her yanına sirayet etmiş olan ikili yaşam bizleri derinden üzüyor.

Bir tarafta lüksün, rahat yaşamın, israfın alabildiğine hız kazandığı İstanbul fotoğrafı vardır.

Diğer tarafta bir lokma ekmeğe, bir kap sıcak çorbaya hasret kardeşlerimin yer aldığı İstanbul gerçeği bulunmaktadır.

Rızkını aramak için bağından, bahçesinden, tarlasından, köyünden kopup gelenlerin hazin hikâyeleriyle doludur bu şehir.

Bulduğu yere başını sokacak bir göz mesken yapan biçarelerin şehridir İstanbul.

Her gün besmeleyle başlayıp, helal kazancını elde etmenin peşinde olan yağız Anadolu insanının yaşadığı yerdir İstanbul.

Her köşesinde ayrı bir hikâye, her semtinde değişik bir hüzün vardır.

Eminönü’nde balık-ekmek alacak parası olmadığı zaman bile hayra yoranların diyarıdır İstanbul.

Dolmuş parası bulamadığından kilometrelerce yol yürüyenlerin çilesidir İstanbul.

Ekmek kavgasının, hayat telaşının ve kurulan çeşit çeşit hayallerin şehridir İstanbul.

Zenginliğin ve yoksulluğun sürekli karşılaştığı ve cebelleştiği yerdir burası.

Eşitsizliğin, kuralsızlığın, rantın, çetelerin, adaletsizliğin AKP’yle birlikte doruk yaptığı şehirdir burası.

Eminönü’ndeki seyyar satıcıların umutlarını,

Boya sandıklarıyla Bayezıt’ta müşteri bekleyen çocukların özlemlerini,

Zeytinburnu’nda, tekstil atölyelilerinde çalışanların beklentilerini,

Topkapı’da, bodrum katlarında çalışanların hüzünlerini,

Gedikpaşa’da, kundura atölyelilerinde ayakkabı yapan sanatkârın düşüncelerini,

Bayrampaşa’da, küçük işyerlerinde biriken borçlarının altında ezilenleri,

İkitelli’deki KOBİ’lerin artan dertlerini,

Vapurla karşıya geçerken boğazın sularında sıla özlemi çekenleri,

Esenler’de, memleketlerine giden otobüslerle selamlarını gönderenlerin yürek acılarını biz çok iyi biliyoruz.

İstanbul’un her bir köşesinde çare bekleyenlere uzanacak el bugün ses veriyor.

Yoksulluğu bitirmek, işsizliği yenmek için ses veriyoruz.

Gelir dağılımından herkesin adaletli ve ürettiği kadar pay alması için ses veriyoruz.

Fakir kardeşimin dayanağı olmak için ses veriyoruz.

Hilal kartla yardıma muhtaç vatandaşlarımızı sevindirmek için ses veriyoruz.

Üreten bir ekonomiyi hayata geçirmek için ses veriyoruz.

Asgari ücreti 825 lira yapmak için ses veriyoruz.

Taşeron firma işçilerini, sözleşmelileri, 4/B’li, 4/C’li olarak çalışanları kadroya almak için ses veriyoruz.

Sözleşmeli öğretmenlerimizi kadroya almak için ses veriyoruz.

Esnafımızın, memurumuzun, sanayicimizin, işçimizin problemlerini ortadan kaldırmak için ses veriyoruz.

İstanbul’u kazanmak, her kapısını çalmak ve her eli tutmak için harekete geçiyoruz.

Dertleri bitirmek ve daha güzel bir Türkiye’yi kurmak için ayağa kalkıyoruz.

Çocukların sevinç içinde oynadığı, annelerin neşe içinde olduğu, babaların alın terlerinin karşılığını aldığı bir Türkiye’yi tesis etmek için yola çıkıyoruz.

Yalnızca Başbakan’ın istismarını yaptığı semih’i ya da ana muhalefet liderinin politika malzemesi yaptığı küçük Büşra’yı değil, tüm çocuklarımızın elinden tutmak için yola koyuluyoruz.

Nitekim ilköğretime ve ortaöğretime devam eden her evladımız için annelerine, muhtaçlık durumu dikkate alınarak en düşük miktarı 50 lira olacak şekilde eğitim desteğini artırarak vereceğiz.

2023 yılında lider ülke Türkiye’ye ulaşmak için çağrıda bulunuyoruz.

Milli ve üniter yapımızı güçlendirecek, hak ve özgürlükleri gerçekçi temele oturtacak, birlikte yaşamamızı kuvvetlendirecek bir anayasa yapmak için çağrıda bulunuyoruz.

Hiç kimseyi aç ve açıkta bırakmayacağız.

Herkese gideceğiz.

Bekleyen herkesle kucaklaşacağız.

Ağlayan her gözü sileceğiz.

Çünkü biz çare olacağız.

Sizler çözüm bulacaksınız.

Problemleri bertaraf edeceğiz.

Sofraları zenginleştireceğiz.

Kimsesizler üzülmesin, biz varız.

Dara düşmüşler hüzünlenmesin, biz varız.

İşsiz kardeşim yeise kapılmasın, biz varız.

Hakkı gasp edilenler ve çaresizce kaderine razı olanlar, merak etmeyin biz varız.

Türkiye’nin bölünmesinden korkanlar emin olsun, biz varız.

Sınavlardaki yolsuzluklarla emekleri heba olan öğrencilerimiz rahat olsun, üniversite sınavını kaldıracağız.

Maaşım yetmiyor diyerek, soygun hanedanlığı kuran Başbakan’dan hesap sormamız için ses Ver İstanbul.

Şehide kelle, katile sayın diyen Başbakan’a haddini bildirmemiz için ses ver İstanbul.

Çiftçiye ananı da al git diyen Başbakan’ın hakkından gelmemiz için ses ver İstanbul.

Şehit ailelerine dava açan Başbakan’dan kurtulmak için ses ver İstanbul.

Türk askerinin başına çuval geçirenlere nota veremeyen ve bu yöndeki çağrılara ne notası, müzik notası mı diyerek alaya alan Başbakan’ı sandığa gömmek için ses ver İstanbul.

Ya Allah Bismillah diyerek kilise açan Başbakan’a haddini bildirmemiz için ses ver İstanbul.

Davos’ta İsrail’e sahte bir şekilde diklenen, arkasından da mayınlı arazilerin temizliğini aynı ülkeye veren Başbakan’ın iki yüzlülüğünü deşifre etmemiz için ses ver İstanbul.

Türk milletini 36’ya bölen Başbakan’a şamarı indirmemiz için ses ver İstanbul.

Türbanı istismar eden, bu konuda çözüme yanaşmayan Başbakan’a gününü göstermemiz için ses ver İstanbul.

Müslümanların kanına giren ABD askerlerine başarılar dileyen Başbakan’ı geldiği gibi göndermemiz için ses ver İstanbul.

Peygamberimize hakaret eden çürümüş şahsın NATO genel sekreteri olması için destek olan Başbakan’ı tasfiye etmemiz için izin ver İstanbul.

Kıbrıslı soydaşlarımıza besleme diyerek hakaret eden Recep Tayyip Erdoğan’ın yakasından tutmamız için fırsat ver İstanbul.

Dava arkadaşlarıma hayvan, katil, faşist, kafatasçı, kandan beslenenler, kovboy diyen bu sefil zihniyete bozkurdun kim olduğunu göstermemiz için destek ver İstanbul.

Sıfır terörle devraldığı ülkemizi, açılım ihanetiyle kaosa sürükleyen ve bölücüleri şevklendiren Başbakan’ı ve yol arkadaşlarını Yüce Divan’a göndermemiz için katkı ver İstanbul.

Zinayı suç olmaktan çıkaranları silmek için ses ver İstanbul.

Tarım ve hayvancılığı bitirip angus ithal edenleri def etmek için ses ver İstanbul.

Ülkemizi pazarlamakla övünenlerin ve satılmadık hiçbir şey bırakmayanların burunlarından fitil fitil getirmemiz ses ver İstanbul.

Gün yine milliyetçilerin günüdür.

Tıpkı Bizans’ın fethi gibi 558 yıl sonra tarihi bir fırsat önümüzde duruyor.

Türk milletinin sesi olarak, gönülleri fethetmenin zamanı gelmiştir.

Gün doğmuş, şafak sökmüştür. Tereddüt göstermeyiniz.

Geçmişte size ihtiyaç olan her an da ortaya çıktınız ve bayrağı yükselttiniz.

Söğüt ocağında Ertuğrul Gazi oldunuz, Kosova’da Murat.

İstanbul’da Fatih oldunuz, Bizans burçlarında Üç Hilal.

Erzurum’da Nene hatun oldunuz, Maraş’ta Sütçü İmam.

İzmir’de Hasan Tahsin oldunuz, Ankara’da Mustafa Kemal.

Arif Nihat oldunuz al bayrakla dalgalandınız,

Necip Fazıl oldunuz Sakarya’yla şaha kalktınız.

Erol Güngör oldunuz davamıza taht kurdunuz,

Başbuğ oldunuz düştünüz gönlümüze,

Şehit oldunuz düştünüz önümüze.

Biz bu sinsi kuşatmayı yarmalıyız. Yaracağız.

Türk milletini düştüğü darboğazdan kurtarmalıyız. Kurtaracağız.

Fatih, Bizans’ın zincirlerini nasıl aştı ise biz de milliyetçiliğin etrafındaki zincirleri kıracağız.

Fatih’in topları surları nasıl yıktıysa, biz de AKP’nin ihanet duvarlarını öyle yıkacağız.

Hepinize güveniyorum.

Hepinize inanıyorum.

Sizlerden İstanbul’u istiyorum.

Herkesi kucaklayın. Alayına sahip çıkın.

Her insanımızı aziz bilin ve Milliyetçi Hareket’in mesajlarıyla buluşturun.

Üç Hilal’in iktidar mührünü bu şehirden vurun.

Milletvekili aday arkadaşlarımı TBMM’nde tam kadro görmeyi ümit ediyorum.

Yılmayın, beklemeyin, geri durmayın, yorulmayın.

Düşmeyin, teslim olmayın, taviz vermeyin, ihmal etmeyin.

Ve Milliyetçi Hareket’i 13 Haziran’da iktidara ulaştırın.

Yolununuz, bahtınız ve alınınız açık olsun.

Kederler sizden uzak dursun.

Mutluluklar hanenize dolsun.

Sağlıklı ve esenlik içinde geçecek bir ömrünüz olsun.

Gözlerinizdeki heyecan hiç kaybolmasın.

Sağ olun, var olun.

Cenab-ı Allah’a emanet olun.

Ses Ver Türkiye, Sesime Kulak Ver İstanbul.

Ne Mutlu Türküm diyene.