Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin, “İstanbul'un Fethi’nin 569. Yıl Dönümü Programı ve Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi Fidan Dikim Töreni”nde yapmış oldukları konuşma. 29 Mayıs 2022
Ana SayfaAna Sayfa  

Genel Başkan

Konuşmaları

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin,
“İstanbul'un Fethi’nin 569. Yıl Dönümü Programı ve Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi Fidan Dikim Töreni”nde yapmış oldukları konuşma.
29 Mayıs 2022

 

 

 

 

Sayın Cumhurbaşkanım,

Değerli Vatandaşlarım,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Ne güzel de söylemiş Merhum Şairimiz Necip Fazıl Kısakürek;

Her şafak hisarlarda oklar çıkar yayından,

Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayı’ndan.

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

Gecesi sünbül kokan, Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul, selam olsun sana yedi tepeli İstanbul…

Selam olsun sana fethimizin şehri, selam olsun sana zaferlerimizin şehriyarı.

Hepinize en kalbi hissiyatımla selam ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

İstanbul’un fethinin 569’uncu yıl dönümünde, hem fetih kutlaması hem de Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi Fidan Dikim Töreni münasebetiyle müşerref olduğumuz bu muhteşem heyecan dalgasıyla, gıpta edilecek bugünkü coşku sağanağıyla emin olunuz gurur duyuyorum.

Tevarüs ettiğimiz fetih onuru, aynı zamanda bağımsızlık ve beka onurumuzdur.

Ve onurumuz her zaman titizlikle korunacak, el üstünde tutulacaktır.

Minareleri şahadet parmağı gibi gök kubbeye uzanan İstanbul övünç madalyamız, medarı iftiharımız, medyunu şükranımızdır.

Dünyanın en büyük Türk-İslam kentine yapılan her hizmet dua bereketidir.

İstanbul’un manevi sireti maddi suretiyle iç içe geçmiştir.

Çünkü İstanbul saadetin kapısı, kardeşliğin ve kader ortaklığının ebedi kalpgahıdır.

Eğer dikkatle dinlersek, tarihin nabız atışı her yerden işitilmektedir.

Nitekim aziz ecdadımızın emanetleri baş tacımız, can beraberimizdir.

Merhum Hocamız Süheyl Ünver’in ifadesiyle söylersek, insan bu dünyada bahtiyar olmak isterse İstanbul’u ihmal etmemelidir.

İstanbul’umuzun ihmal değil imar edildiğinin en açık kanıtı açılışını yapmak üzere toplandığımız Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’dir.

Memnuniyetle müşahede ediyorum ki, uzun yıllar hasretin ve vuslatın buluşma noktası olan Atatürk Havalimanı 5 milyon 61 bin metrekarelik yeşil bir örtüyle bürünecektir.

Milletimizin hayat standardı yükselecek, yaşam alanı genişleyecek, günün yorgunluğu, şehrin birikmiş stresi bu vesileyle tasfiye edilecektir.

Bu kapsamda gölgesinde huzurla oturacağımız 145 bin 300 ağacın dikilme hedefi insana ve yeşile hürmetin sonucudur.

Dikilen fidanlar fethin ruhuyla büyüyecek, her taraf yeşile boyanacak, Millet Bahçesi gönülleri, umutları ve gelecek hayallerini buluşturacaktır.

Burada kurulu bulunan bina ve peronların bilim, sanat, müze ve fuar merkezi olarak kullanıma sokulması İstanbul’un çehresini değiştirmekle kalmayacak, tarihin çağrısına kulak vermek, çağın akışına riayet etmek anlamına gelecektir.

Bize göre, Millet Bahçesi, kucaklaşmanın adresi, kaynaşmanın adasıdır.

Milli birlik ve kardeşlik ruhu tarihin ve doğanın mirasıyla kenetlenecektir.

Müflis ve ikiyüzlü siyasetçilerin estirdiği yalan rüzgarının tam tersine Atatürk Havalimanı’nda yıkım yoktur, israf yoktur, heba edilmiş miras yoktur, bilakis İstanbullu kardeşlerimi feraha ve selamete kavuşturacak ihya ve inşa faaliyeti vardır.

Özellikle Atatürk isminin silinmesi hiç kimsenin hatırına veya gündemine gelmemiştir.

Akıl her insanda vardır, mühim olan akletmek, aklı doğru kullanmaktır.

Bunun yegane çaresi de ahlak yolundan, insaf ve izan istikametinden sapmamaktadır.

Fakat aklını kiraya verenler, siyasetini rehin bırakanlar, vicdanını esir düşürenler akletmek şöyle dursun, ne ahde vefayı bilirler, ne ahlakı tanırlar, ne de vatan ve millet sevgisine bağlı kalırlar.

Bunların işi gücü fitne-fesattır.

Geçim kapıları gıybet ve tezvirattır.

Gezi Parkı kalkışmasında ağaçların söküldüğünü iddia eden müfteriler, şimdi on binlerce ağacın dikilecek olmasından, çevreyi güzelleştirme gayesinden, insanımıza doğanın nimetlerini sunma çabasından rahatsızlardır.

Dert ağaç değil, kriz çıkarma hevesi, Türkiye’yi yönetilemez hale getirme arayışıdır.

Gezi’de denediler, cevabını bizzat milletten aldılar.

6-8 Ekim olaylarıyla denediler, ihanetlerinin bedelini ağır şekilde ödediler.

Doğu ve Güneydoğu il ve ilçelerimizde isyana kalkıştılar, hendek kazıp çukur açtılar, çok şükür açtıkları çukura emelleriyle birlikte gömüldüler.

15 Temmuz’da dış bağlantılı FETÖ’cü hainlerle üzerimize geldiler, Türk milletinin haşmet ve cesaretiyle ezildiler, yenildiler.

Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi tuzağı kurarlarsa kursunlar, Türkiye’yi geçemezler, İstanbul’u teslim alamazlar, iman setini aşamazlar.

Yolumuz Kızılelma’dır, yolsuzlar bunu anlayamaz.

Ülkümüz Süper Güç Türkiye’ye ulaşmak, yakın hedefimiz Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümünde yeni bir demokrasi zaferiyle tarihi yürüyüşümüze bir ve beraberce devam etmektir.

Kökleri yabancı başkentlerde, gövdeleri siyasette bulunan devşirmeler, dejenere zihniyetler, defolu ve değersiz isimler milletimizin hissiyat ve özlemlerine ket vuramayacaktır.

Biliyor ve inanıyorum ki, buna en başta sizler izin ve icazet vermeyeceksiniz.

Türkiye’nin geleceğini zillet değil cumhur tayin edecektir.

Komplo mucitleri, toplumsal ve siyasal mühendislik peşinde koşan müfsitler, yabancıların boyunduruğu giren yerli müstemlekeciler ne istiklalimize ne de istikbal haklarımıza ambargo koyamayacaktır.

Bunların amacı destek değil köstek, millet değil zillettir.

Amaçları yapmak değil yermek; hizmet değil hezimete davetiye çıkarmaktır.

Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nin İstanbul’a nefes verecek olmasından uykuları kaçanlar iyice şaşkın ve şoktadır.

Bir ara helalleşmeden bahsedip, sonra birden bire kavga moduna dümen kıranlar, Türkiye’nin başına püsküllü bela olmaya namzet kifayetsiz muhterisler varsın huzursuz olsunlar, çok şükür onların huzursuzluğu ve mutsuzluğu Türkiye’nin hayrına ve aydınlık yarınlarına hizmettir.

Bakanlıklarımızın kapılarına dayandılar, olmadı.

Kurumlarımızın kapılarını zorladılar, açılmadı.

Utanmadan sıkılmadan bürokrasiyi tehdit ettiler, tutmadı.

Atatürk Havalimanı’ndan yeni bir Gezi çıkar mı diye hayal kurdular, hiç kimse yutmadı, tahrike kapılmadı.

Ancak hangi tertibe müracaat ederlerse etsinler boşunadır, kaderin üstündeki kader bir kez daha tecelli edecek, nitekim iftira siyaseti kaybetmeye her zaman olduğu gibi yine mahkûm hale düşecektir.

Hakikatin sesini bastıramazlar.

Halkın iradesini batıramazlar.

Hiçbir vatandaşım İstanbul’un bugünkü dramına, bugünkü ızdırabına, bugünkü yürek sızısına bakarak ecdat yadigarı bu kutlu şehrimizin sahipsiz ve çaresiz olduğunu zannetmesin.

İnanıyorum ki, sel olunca denize, deprem olunca kayağa, kar yağınca balığa gidenler, demokratik hesap vakti geldiğinde İstanbullu kardeşlerimin tokadını arkası arkasına yiyecekler, elbette geldikleri gibi gideceklerdir.

Haksızlık karşısında susmayacağız.

İstanbul’un yıllarını gasp edenlere sessiz kalmayacağız.

Onların maskelerini hep birlikte indireceğiz.

Onların oyunlarını hep beraber bozacağız.

Zalimlerin hesabına harıl harıl çalışanlara Türkiye’yi bırakmayacağız.

Bu cesaret bizde var, bu irade bizde var, bu kararlılık bizde var, bu adanmışlık bizde var, çünkü arkamızda cumhur var, millet var, tarih var, fethimizin kutlu mirası var.

Nihayetinde adalet mülkün temelidir, muhakkak surette yerini bulacaktır.

Millet iradesinin önünde hiçbir bariyer duramayacaktır.

Türkiye’nin büyüme, yükselme, güç ve kudret kazanma hedefinin önüne hiç kimse geçemeyecektir.

Sadağından çıkan ok Allah’ın izni, milletimizin takdiriyle hedefine varacaktır.

Türk milleti hakkını ve hukukunu çiğnetmeyecek, milli ve manevi değerlerine leke sürdürmeyecektir.

Atatürk Havalimanı’nın çevresinde eylem yapanlar, ellerine tutuşturulmuş kaos senaryolarını tedavüle sokmak için fırsat kollayanlar mağlup ve mahcup olmaktan da kaçamayacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Aziz Vatandaşlarım,

Allah imhal eder, ancak ihmal etmez. İnancımız, gücümüz ve güvencemiz budur.

İstanbul’un fethi ezeli bir takdir, zamanla oluşan, zaman içinde olgunlaşan medeniyet ve millet mükâfatıdır.

Ne mutlu ki, Efendimizin övgüsüne mazhar olmuş kutlu ecdadımız vardır.

Ne mutlu ki, dünyanın pırlantası İstanbul’u, fetheden neferlerimizin, manevi önderlerimizin, kudretli Fatih’imizin asırlar geçse de namı yürümektedir.

İstanbul; Mehmedimizi Fatih yapan, Ayasofya’yı Tevhit meşalesiyle aydınlatan, haçı devirip hilali doğduran mukaddesat kilidimiz, mukadderat künhümüzdür.

La Galibe İllallah, yani Allah’tan başka galibin olmadığının şaheseri İstanbul’dur.

Fetih yalnızca kılıçla olmaz, askeri harekatla olmaz, devrin üstün silah teknolojisine erişmekle gerçekleşmez.

Fetih her şeyden önce bir gönül seferidir, bir iman ve adalet seferberliğidir.

Kalemsiz, kelamsız, duasız, sevdasız, merhametsiz, haksız bir fetih bizim tarih sayfalarımızda hiç görülmemiştir.

Bu duruşumuzu Bizans’ın varisleri, zulüm 1453’te başladı diye yazan vandallar, Haçlı emellerinin vasileri idrak ve itiraf edemez.

Kaldı ki buna yürekleri dayanmaz, vicdanları elvermez.

569 yıl önce, yankısı hala geçmeyen, yası hala bitmeyen fetih harekatıyla bir çağın kapakları inmiş, yeni bir çağın kapıları açılmıştır.

Bu muazzam gelişme, üzerinde yaşadığımız topraklara Türk ve İslam mührünün vurulmasını sağlamıştır.

Tarihin akış ve ilerleyiş istikameti kökten değişmiştir.

Ezcümle diyebiliriz ki, Türk milleti Bizans’a indirdiği kamçı darbeleriyle dünyayı sallamış, kıtaları titretmiş, bundan mülhem ortaya çıkan artçı sarsıntılar günümüze kadar ulaşmıştır.

İstanbul’un fethi, sıradan bir askeri başarı değildir.

Merhum Yahya Kemal Beyatlı’nın diliyle ve düşüncesiyle söylersek, Türkler ilk kez 1081’de Üsküdar’a kadar gelip buradan surlarla çevrilmiş İstanbul’a bakmışlar ve sonra da milli şuurda bir kor gibi yanıp duran fetih ruhunun kuvveden fiile geçmesi için uygun zamanı sabırla beklemeye koyulmuşlardır.

Bu bekleyiş atıl, etkisiz, durgun ve hareketsiz bir bekleyiş değildir.

Yalnızca tevekküle sığınan, yalnızca kadere teslimiyet gösteren zühd anlayışın çok daha ötesinde, tarihin dokusunu ve zamanın şartlarını doğru okuyan sağlam bir akılla, saat gibi çalışan bir zekayla, stratejik bir bakış açısıyla, muhtevalı hazırlık adımlarıyla fethin mayası çalınmış, hamuru yoğrulmuştur.

Her fetih hamlemizde, görünen ordularımız kadar görünmeyen manevi muhafızlarımız da var olmuştur ve hamd olsun Bizans’ın surları hem top gülleleriyle hem de iman gücüyle devrilmiştir.

İstanbul’un fethi; Hacı Bayramı Veli’nin dileği, Akşemsettin’in dirayeti, Molla Gürani’nin duası, Eyüp El Ensari’nin davası olup; aşıkların, Salihlerin, zakirlerin, fakihlerin, dervişlerin, sufilerin, erenlerin, evliyaların manevi duruşuyla desteklenmiştir.

Asker kılıç sallamış, top atmış; Allah dostları tesbihatla, halisane niyazla dua etmiştir.

Dökülen toplar, denize sürülen atlar, karadan yürütülen gemiler, Yedikule’den Haliç’e kadar mevzilenen; belinde kılıcı, bedeninde kefeni, gözünde kefereyi taşıyan kahraman neferler Fatihimizle birlikte sadece Bizans’ın değil, onun varlığında temerküz etmiş batılın kalbine de hançeri indirmişlerdir.

Madde ve mana dengesi kurularak askeri ve siyasi tüm hazırlıklar en ince detayına kadar hesaplanmış, Allah’ın inayetiyle surların burcuna sancak çekilmiştir.

Topkapı-Edirnekapı arasından İstanbul’a giren kutlu ecdadımız çürümüş Bizans’ı kurumuş yaprak misali savurup atmıştır.

İstanbul’un fethi İ’la-yı Kelimetullah’ın fazilet ve feyziyle bezenmiştir.

Fetih, Ertuğrul Gazi ile yüzyıllar öncesinden başlayan jeopolitik atılımın ve stratejik büyüme ülküsünün zirveye yükseldiği, gelecek asırların önünün açıldığı çok önemli bir hamlenin de adıdır.

İstanbul'un fethi ile Türklerin Orta Asya'dan başlayan yurt edinme irade ve ilerleyişi Avrupa içlerine doğru yönelmiş, imparatorluğun hükümranlık ufku böylece genişlemiştir.

İstanbul'un Türkler tarafından sahiplenilmesi aynı zamanda köklü milli şuurun taşındığı veraset ve vesayetin de ifadesidir.

Fetihle beraber büyük Türk milleti; barış, huzur ve hakkaniyet arayan insanlık için adaletin ve müşfik yönetimin simgesi haline gelmiştir.

İstanbul'un fethi ile belirginleşen bu hasletler sonraki yıllarda "Osmanlı Barışı" ismi ile tanımlanacak olan hakkaniyet ve insaniyete saygı esasına dayanan birlikte yaşama projesi olarak tezahür etmiştir.

Türk milletinin yönetiminde ve Türk devletinin hakemliğinde, karşılıklı tahammül, işbirliği ve saygıya dayalı bu beşeri düzen, yüzyıllar boyu aziz ecdadımızı bir kurtarıcı olarak gören üç kıtadaki mazlumların da özlemi olmuştur.

Ancak, unutmamak lazımdır ki, bizim için aziz hatıraların ve kutlu tarihin adı olan fetih günü Haçlı zihniyeti için asla unutamadığı bir sarsıntı ve kaybın başlangıç noktasıdır.

Bu tarihten sonra Avrupa’da Türk ve İslam düşmanlığı dalga dalga yayılmış, Türkleri önce İstanbul’dan, sonra Anadolu’dan atabilmek için asırlardır süren mücadele günümüze kadar devam etmiştir.

Fethinden 569 yıl sonra, Türk-İslam izlerini örterek İstanbul’u Konstantiniye, Ayasofya’yı kilise, vatanımızı Bizans toprağı yapmaya çalışan alçakların; ecdadımızı katil olmakla suçlayan utanmazların karşılarında büyük Türk milleti fetih ve taarruz bilinciyle sonuna kadar duracaktır.

Cumhurun muazzez ittifak ruhu her saha ve her zeminde zalimlere haddini bildirecektir.

Bugün karşımıza çıkan küresel tuzakların, bölgesel oyunların başlangıcını 1453 yılında, İstanbul'un Türkler tarafından fethi ile başlayan süreçte aramak sanıyorum yanlış olmayacaktır.

Bu tarih, intikam duygularının nefretle karışarak Türk ve İslam medeniyetine yüzyıllar boyunca sürecek bir husumetin ve önyargının da ivme kazandığı dönemi işaret etmektedir.

Anadolu'dan Türklüğü atmak üzere Mondros ile yola çıkan müstevliler, 1918'de işgal ettikleri İstanbul'umuzu, 1923'de terk ettiklerinde yarım kalmış emellerini vicdanlarında hep saklı tutmuşlardır.

Ecdadımızın eserleriyle övünürken, aklımızdan çıkarmamamız gereken, dikkatli ve temkinli olmamızı gerektiren bu gelişmeleri devamlı şuurumuzda taşımak varlığımızın devamı için hayati önemdedir.

Fetih ruhu, bugün tahribine çalışılan milli birlik ve beraberliğimizin devamında hepimiz için vazgeçilmez ilham kaynağı olmalıdır.

Gaflet içindeki mihraklarca milli hassasiyetlerimizin kırılgan hale getirilmek istendiği günümüzde, bu tarihi mirastan çıkaracağımız en önemli ders budur.

Bilge Kağan’dan Alparslan’a, Osman Gazi’den Fatih’e, Kanuni’den Atatürk’e kadar bağını ve ülküsünü kopmadan getiren muhteşem nesillerin kılavuzluğu büyük Türk milletini geçmişte olduğu gibi gelecekte de yine hak ettiği yere mutlaka yükseltecektir.

Anadolu'nun fethinden başlayarak, İstanbul'un fethine ulaşan; bayraklaşan vatan sevgisini burçlara diken Ulubatlı Hasan'ları, Akşemseddin’leri ve Fatih’leri yetiştiren büyük Türk milleti ile iftihar ediyorum.

Tarihin beşiğini sallayan, medeniyetleri kucağında buluşturan, 569 yıldır da Türk milletinin namus timsali olan İstanbul’umuzla övünüyorum.

Bu muhteşem kenti bir Türk toprağı haline getirerek, tarihe damgasını vurmuş olan büyük Hünkarımız Fatih Sultan Mehmet Han’a, fetihte yer alan aziz ecdadımıza ve bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmetler diliyorum.

Ruhları şad, mekânları Cennet olsun diyorum.

Ayrıca Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nin proje ve yapım sürecinde desteği bulunan başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımıza, yüklenici işadamlarımıza, mühendisinden mimarına, memurundan işçisine kadar herkese teşekkür ediyor şükranlarımı sunuyorum.

Hayırlı olsun İstanbul, fethimizin 569’uncu yıl dönümü kutlu olsun İstanbul.

Bu duygularla hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum.

Sağ olun, var olun diyorum.