29.09.2008 - Yaklaşan Mahalli İdareler Seçim Süreci İle İlgili Olarak Kamuoyuna ve Teşkilata Açıklama.
Ana SayfaAna Sayfa  

Genel Başkan

Konuşmaları

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin
Yaklaşan Mahalli İdareler Seçim Süreci İle İlgili Olarak
Kamuoyuna Ve Teşkilata Açıklamasıdır
.
29 Eylül 2008

 

 

Aziz Vatandaşlarım,

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tek başına iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden itibaren beş yıl onbir aylık süre geçmiştir.

Bu dönem boyunca 58, 59 ve 60. Cumhuriyet hükümetlerinin sorumluluğunu üstlenen iktidarın aldatma, göz boyama, istismar ve çatışma üzerine şekillendirdiği bulanık siyaseti bütün hızı ile cereyan etmektedir.

Ülkesine hizmet götürmeyi amaç edinen bir siyasal anlayış için uzun sayılacak bu süre maalesef gerginliklerle israf edilmiş; kayıt dışı ilişkilerin, taviz ve teslimiyetin, dayatma ve aşağılanmanın, pişkinliğin ve kayırmanın zirveye ulaştığı kara dönem olmuştur.

Meşruiyetini tamamen yabancı destek ve himayelere bağlayan bu zihniyet, ülkemizdeki ve bölgemizdeki gelişmeleri okumaktan uzak, milletimizin beklenti ve değerlerinden habersiz icraatıyla geleceğimizi yüksek risk ve tehlikelere atmaktan kaçınmayacağını göstermiştir.

Türkiye, öz kaynaklarına dayanarak kendi ayakları üzerinde durabilecek takatten uzaklaştırılmış, uluslararası finans güçlerinin faiz ve rant ülkesi olarak sıcak ve kara paranın mahkûmu haline getirilmiştir.

Türkiye’yi pazarlamayı bir misyon ve marifet kabul edenler, özel ilişkilerle ve kayıt dışı görüşmelerle akraba, eş-dost ayrımını bir gelenek haline getirerek kaynak ve servetlerimizi peşkeş çekmekte bir mani durum görmemişlerdir.

Büyük Türk milletinin binyıllık kardeşliğinin sorgulanmasına neden olacak süreçlerin önünü açan, Cumhuriyetimizin sosyal, kültürel ve ekonomik kazanımlarını göz ardı eden iktidar zihniyeti, ülkemizi ve milletimizi bir arada tutan değerleri de temelinden sarsmış ve ağır bir yıkıma neden olmuştur.

Etnik kimliklerin milli azınlık olarak tanınması, bunlara Anayasa teminatı altında siyasi ve hukuki statü kazandırılması, Türkiye’nin milli birliğini yıkarak Türk milletinden ayrı bir millet yaratma arayışları hükümet eliyle ve işbirliği ile hız kazanmıştır.

Bu hain oyunun nihai hedefinin ise, tek millet-tek devlet esasına dayanan Türkiye Cumhuriyeti’nin milli birlik, bölünmez bütünlük ve milli egemenlik anlayışının yeniden tanımlanması ile çok kimlikli, çok milletli parçalı bir devlet yapısının kabul ettirilmesi olduğu ortaya çıkmıştır.

Küresel senaryoların bütün şiddeti ile sahnelendiği yakın coğrafyamızdaki tahripkâr gelişmelerden etkilenerek dışa bağımlılığın alabildiğine arttığı süreçte, yoksullukla, yolsuzlukla boğuşan milletimiz bu dönemin bütün tahribatını derinden hissetmektedir.

Ahlaki temellerden yoksun ve kirlenmiş kapkaç siyaseti, inkâr, tehdit ve şantaj ile terkip oluşturarak yönetim kültürümüzde ve demokrasimizde bir tümör haline gelmiştir.

Milli irade, çözüm üretmekten uzaklaşan siyaset kurumunun elinde ağır yaralar almış; devlet kurumları, yasama, yargı ve yürütme erki sinsi ve sistemli gayretlerle karşı karşıya getirilerek içten içe yıpratılmıştır.

İktidar partisinin ve ana muhalefetin sanal gündem oluşturarak  birbirleri ile kıyasıya çatışmaları ile bu sürece ideolojik bir içerik kazandırmak amacıyla yaptıkları tahrik ve zorlamalar, Türkiye’yi demokratik rejimimizin geleceğini de tehdit eden bir kriz ortamına sürüklemiştir.

Bugün Türkiye, sınırlı sayıda ve imtiyazlı bir yandaş zümrenin saltanatı haricinde, bir yanda açlığın, adaletsizliğin, ahlaksızlığın ve asayişsizliğin; diğer yanda ise yokluğun, yolsuzluğun, yoksulluğun ve yozlaşmanın acımasız yüzüyle ve gerçeğiyle karşı karşıyadır.

“Allah’tan korkan ve kuldan utanan” bir iktidar vaad ederek işbaşına gelenlerin karıştıkları yolsuzluklar; yandaşlarca talan edilmeye başlanan kamu kaynakları ve kirli ilişkiler ağı artık birer birer çözülmeye başlamıştır.

“Ya hortum-ya yurdum” diyerek dürüstlük mesajlarıyla göz boyayanların kadroları, yan kuruluşları, yardım şirketleri, siyasal teşkilatları ve belediyeleriyle yağmanın, talanın, vurgunun ve hak yemenin kaynağı haline gelmiş oldukları gün ışığına çıkmaktadır.

Siyasetin icrasında aziz milletin mutluluğu göz ardı edilmiş, batılı değerler ve küresel odakların memnuniyeti ve rızası yeterli görülerek,  sanal mutlulukların ve pembe tabloların çıpası ve onay makamı yabancı güçler ve yurt dışındaki mihraklar olmuştur.

Mukaddes inançlarımız ve milli değerlerimiz ise, bütün bu olumsuz gelişmelerin kılıfı, istismarların örtüsü ve yapılanların kamuoyundan gizlenebilmesi için ucuz siyaset malzemesi ve paravanı olarak kullanılmıştır.

Bu oyunları iyi okuyamayan, kronik çatışma aktörleri de Cumhuriyet değerlerini savunma adına yarattıkları gerilim yöntemleri ile bu fikriyata istismar için zemin ve malzeme hazırlamışlardır.

Altıncı yıla yaklaşan yıkım döneminde, ilkesiz yöneticiler, partizan bürokratlar, çıkarcı iş dünyasının bazı mensupları, kimliğini kaybetmiş elitler, işbirlikçi medya unsurları bir saadet zinciri oluşturarak, AKP’nin tahribatına, büyüme, kalkınma masalları ile göz yummuşlar ve hatta elbirliği ile alkışlamışlardır.

Bu uzun süreçte ne üzücüdür ki, üslup kirliliği ve seviye kaybı nedeniyle aşağılanmayan, hakarete uğramayan, hor görülmeyen taviz verilmeyen hiçbir milli ve manevi değer kalmamıştır.

Bu ağır tahribatın kitleleri uyandırmaması için iktidar gücünün kontrol ettiği istismar ve aldatma mekanizmaları devreye sokulmuş, milletimizin sağduyusu ve bilgi edinme hürriyetleri güdümlü medya gücü ile çarpıtılmaya çalışılmıştır.

Bugün, milyonlarca vatan evladımız aç, yoksul, işsiz ve umutsuz olarak yaşam mücadelesi vermektedir. Köylümüz, çiftçimiz, memurumuz yoksulluğa mahkûm edilmiştir.

Aziz milletimiz yorulmuş ve hırpalanmış, Türkiye’miz ezik ve bitkin bir ülke durumuna düşürülmüştür.

Yaşadığımız bu vahim tablonun özeti;

  • Milli sermayede, milli yatırımlarda giderek artan yabancılaşma,
  • Ekonomik ve mali yapıda çaresizliğin getirdiği bunalım ve umutsuzluk,
  • Sosyal yapıda, yoksulluğun neden olduğu boyun eğme hali ve ahlaki aşınma,
  • Siyasi alanda çatışma, gerginlik ve kutuplaşmadan beslenen seviyesizlik ve ilkesizlik,
  • Milli kimlikte değerlerin istismarı ve alt kültürlerin okşanması ile ortaya çıkan tahrikler ve yozlaşma,
  • Uluslararası siyasette, küresel taşeronluğa talip olan bir ürkekliğin neden olduğu tek taraflı taviz ve teslimiyettir.

Milletimizi kuşatan ağır bir buhran hali bütün kesimlere ulaşmış, tahammül edilemez hale gelen sosyal ve ekonomik sorunlar toplumumuzu yoğun bir karamsarlığın içine sürüklemiştir.

Üretimden ve tasarruftan uzak bir anlayışın neden olacağı kaçınılmaz bir ekonomik buhranın kapıya dayanacağı, kardeşlik hukukumuzun zedelenerek üniter yapımıza yönelik tehditlerin artacağı, küresel gelişmelerin daha fazla tesir edeceği vahim bir dönemin işaretleri karşımızdadır.

Bunlara ilave olarak ve daha da vahimi, Adalet ve Kalkınma Partisinin, yaşananlardan bir ders ve sonuç çıkaramayacağı, Türkiye’nin acil çözüm bekleyen sorunları dururken, kısır ihtiraslar uğruna çatışma ve inatlaşma siyasetini ısrarla sürdüreceği artık belli olmuştur.

Bu sakat anlayışın millet, devlet ve iktidar arasındaki artan güven bunalımını tırmandıracağı, önümüzdeki dönemde de kaos ve kargaşanın kavga ve tartışmanın bitmeyeceği anlaşılmaktadır.

Türkiye’miz bu çalkantılar neticesinde, kudretli, kaynaşmış, huzurlu, gelişmiş ve geleceğinden emin bir lider ülke olma hedefinden maalesef giderek uzaklaşmaktadır.

Partimiz, bütün bu olumsuz gelişmelerin bedeli konusundaki düşüncelerini kamuoyu ile paylamış, 22 Temmuz seçimlerinden önce “ya milliyetçilik, ya teslimiyetçilik” öngörüsü ile ulaşabildiği kitlelere mesajını aktarmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi, şimdi de aynı yaklaşımını koruyarak, yaşanan gelişmelerden Türk demokrasisinin geleceği, Türkiye’nin huzur ve istikrarı ve bağımsızlığı açısından büyük endişe duymaktadır.

Gelinen bu noktada, Türkiye, milli tarih ve kültür şuurunun, varisi olduğu milli değerlerinin rehber olacağı yeni ve büyük atılımları, süratle ve bir an önce hayata geçirmek mecburiyetindedir.

Türkiye, milli varlığı ve demokratik istikrarı daha fazla hasar görmeden, sorunlar bir rejim bunalımına dönüşmeden süreci demokratik yol ve yöntemlerle aşmalıdır.

Bu amaçla büyük Türk milletinin yerkürede saygın ve onurlu, güçlü ve müreffeh yerini alması için köklü bir değişim ve onarım sürecinin başlatılması artık ertelenemez ve kaçınılmaz bir zorunluluk olarak karşımızdadır.

Bu açıdan, 2009 yılının Mart ayında yapılacak olan Mahalli İdareler Seçiminin önemi daha da artmıştır.

Stratejik açıdan istikrar ve huzura, sosyal ve siyasal dengeler açısından yapıcı iktidara ve milli geleceğimiz açısından ise beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu bir dönemde bu demokratik süreç, ülkemizin ağır yaralarını sarmak, iktidar zihniyetini uyarmak, milli menfaatler açısından ikaz etmek ve daha iyi hizmet alabilmek için tarihi bir fırsat sunacaktır.

Artık içi boş sloganlarla, sanal umut ve vaatlerle, hayali başarı hikâyeleriyle ve hatta yapay çatışma ortamları ile Türk Milletini yeniden kandırma imkânı kalmamıştır.

Toplum, ağır sorunlarının temelinde, dürüst ve samimi olmayan, meşruiyet sorunu ve kimlik bunalımı içinde bocalayan ve artık mağduriyet oyunu ile aldatma fırsatı kalmayan liyakatsiz kadroların işbaşında olduğunu görmeye başlamıştır.

Bu itibarla, bu seçimle vatandaşlarımız yalnızca Belediye Başkanlarını, İl Genel Meclis Üyelerini, Belediye Meclis Üyelerini, Köy ve Mahalle  Muhtarlarını değil, aynı zamanda geleceklerini de belirleyerek, bir uyanışın da işaretini vereceklerdir.

Milliyetçi Hareket bu şuur ve hazırlıkla Türkiye’mizin geleceğine taliptir. Hiçbir dayatma, tuzak ve senaryoya aldırmadan yalnızca büyük Türk milleti için yürümeye kararlıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi, dünyayı Türkiye merkezli ve Türkçe okuyabilen; değişim ve gelişmeleri takip eden, önündeki engelleri nasıl aşacağını bilen, sorunları aşabilmek için de yeterli güç ve birikimi sağlayabilen kadrolarla yola çıkmıştır.

22 Temmuz seçimlerinden sonraki 13 aylık süre içinde Milliyetçi Hareket Partisi siyasi ilke ve ahlakına uygun olarak, Türkiye’miz ve Türk milleti için doğru olduğuna inandığı konularda neler yapabileceğini göstermiştir.

TBMM çatısı altında yürüttüğü yapıcı, dengeli ve çözüm öneren siyaseti ile milli menfaatleri, demokratik gelenekleri, uzlaşma zeminini ve toplumsal kucaklaşmayı önceliğine alarak ilkeli ve erdemli bir duruş sergilemiştir.

Türk milliyetçiliğinin sesi olarak görüşlerini açıklamış, tıkanan meselelerde somut çözüm yolları göstermiş, yaklaşan tüm tehlikelere karşı hükümeti ve kamuoyunu uyarmış, meclis aritmetiğinin elverdiği ölçüde yasama sürecine katkıda bulunmuştur.

Önümüzdeki dönemde de tahrip edilmeye çalışılan binlerce yıllık kültür kodlarımızın, yok edilmeye çalışılan köklü devlet yapımızın ve asil milletimizin değerlerinin kollayıcısı yine Milliyetçi Hareket olacaktır.

Milliyetçi Hareket, Türkiye’yi yönetme konusundaki siyasi meşruiyetinin ve yetkisinin kaynağını, inanç istismarında, milli ve manevi değerlerin karaborsacılığında, çıkar lobilerinin kapılarında ve dış merkezlerin karanlık koridorlarında asla ve asla aramayacaktır.

Bizim yegâne güç kaynağımız, Türk milletinin binlerce yıllık soylu kültür birikimi; asil aile ortamlarında filizlenmiş şaşmaz sağduyusu; en zor anlarda ortaya çıkarak sınav vermiş olan yüksek ahlak ve vicdanı ile tertemiz yüreğidir.

 Önümüzdeki dönem, istismarlarla açılan toplumsal yaraların kapatılması, bunun sorumlularına ise demokratik teamüllere uygun bir ders verilmesi için demokratik bir fırsatı sunmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisinin kadroları, milletimizi düştüğü buhrandan kurtaracak; milli kimliğe ve milli değerlere sahip çıkarak halkımızın refah ve huzuru için samimiyetle mücadele edecek son emin sığınağıdır.

Milliyetçi Hareket, iş işten geçmeden, daha fazla ayrılma ve kırılma yaşanmadan, yoksulluk isyankârlığa neden olmadan herkesi, vatan ve millet sevgisi ortak paydasında, siyasi kaygıların üstünde bir buluşmaya, emeklerimizi, alın terlerimizi ve helal kazançlarımızı ahlakla, adaletle ve hakkaniyetle paylaşmaya davet etmektedir.

Gelinen bu aşamada, Milliyetçi Hareket Partisi, devlet ve millet arasında oluşturulmak istenen yapay ayrımlara son verecek, kavga ve gerilimleri dağıtacak ve milletimizin ağır sorunlarını omuzlayacak ve çözecek yegâne siyasal harekettir.

Bu açıdan, saflarımızı sıklaştırarak Türkiye'nin geleceğine sahip çıkmak hepimiz için hem tarihi bir görev ve sorumluluk, hem de küresel oyunları bozabilmek için bir zorunluluk haline gelmiştir.

Milliyetçi kadrolar, geçmişteki sağduyuları ile önlerine konulan karanlık Türkiye tablosunun getireceği felaketin farkına varmış, ülke ve millet sevgisi ile dolu yürekleri ile aziz milletimizin tamamını kucaklayarak bölünme ve ayrışma oyunlarını boşa çıkarmışlardır.

Ülkemizin kaynaklarında gözü olan uluslararası sermayenin, ülkemizde emelleri bulunan küresel mihrakların, muazzam etki ve propaganda gücüne sahip odakların, karanlık medya gücünün ve iktidar zihniyetinin baskılarını dik duruşlarıyla aşmasını bilmişlerdir.

Bugün de dün gibi Türk milletini yaşadığı buhrandan çıkartacak güç, yeni bir dönemi başlatacak cesaret, sizin elinizde ve fikrinizdedir. 

Yokluk, yoksulluk ve istismardan bir kurtuluş yolu arayan herkesin vereceği destekle Türk milliyetçiliğinin bir asırlık fikri olgunluğu, kadrolarının yüksek ahlakı ile partimizin 40 yıllık siyasal birikimi bunu sağlayacak güçtedir.

Milliyetçi kadrolar, şartlar ne olursa olsun, büyük Türk milleti için ülkü edindikleri kalkınma ve yükselme mücadelesini, alınları ak, başları dik, yürekleri inançla dolu olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Aziz milletimizin teveccühünü,

  • Sorunlara Başkentimiz Ankara’dan bakan ve Türkçe okuyan;
  • Milli Mücadele ruhunu yüreklerinde taşıyan; Cumhuriyet değerlerine bağlı,
  • Sınıf, zümre çıkarlarına hizmeti değil, milletin tamamını kucaklayan,
  • İnançlara saygılı ve fikir hürriyetine inanan; dürüst, ahlaklı ve ilkeli,
  • Katılımcı, çoğulcu, demokratik ve uzlaşmacı bir anlayışla milliyetçiliği hayata geçiren,
  • Hukuk devletine her yönüyle işlerlik kazandıran, hakkaniyeti mutlaka öne çıkaran,
  • Yaşanan sorunları, şartlar ne derece ağır olursa olsun yalnızca demokrasi içinde çözmeyi amaçlayan.
  • Aziz milletimizin milli ve manevi değerlerine tam bir saygıyı ve bütünleşmeyi esas alan,
  • Milletimizin tamamını al bayrağımızın etrafında kucaklamaya hazır olan Milliyetçi Hareketin kadrolarına yönelteceğine yürekten inanıyorum.

Bugünden itibaren milletimizle kucaklaşmaya başlayarak, bağımsız, güçlü, adil ve huzurlu bir Türkiye oluşturmak adına, yörelerinizde Milliyetçi Hareketin yüksek karakterini ve hizmet aşkını tanıtmak üzere yapacağınız çalışmalarda başarılar diliyorum.

Milliyetçi Hareket, kendisine gönül vermiş muhterem vatandaşlarımın ve dava arkadaşlarımın destek, gayret ve fedakârlıkları ile Türkiye’mizin ve Türk milletinin yegâne güvencesi olmayı sürdürecektir.

Bu vesile ile Türk ve İslam Dünyasının Ramazan Bayramını kutluyor, Cenab-ı Allah’tan bu mukaddes günlerin ülkemiz, milletimiz ve insanlık için barış huzur ve mutluluk getirmesini diliyorum.

Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi
Genel Başkanı