09.12.2004 - Gazete ve Televizyonların Ankara Temsilcileri ve Yöneticileri ile Kahvaltılı Sohbet Toplantısında Gündemdeki Gelişmelerle İlgili Değerlendirmeleri
Ana SayfaAna Sayfa  

Genel Başkanımız Sayın Dr. Devlet Bahçeli gazete ve televizyonların Ankara temsilcileri ve yöneticileri ile kahvaltılı sohbet toplantısında
gündemdeki gelişmelerle ilgili görüşlerini açıkladı.

9 Aralık 2004

KAYBEDEN HEP TÜRKİYE!

MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli gazete ve televizyonların Ankara Temsilcileri ve yöneticileri ile kahvaltılı sohbet toplantısında gündemdeki gelişmelerle ilgili görüşlerini açıkladı. Bahçeli, AKP hükümetinin 17 Aralık'ta nasıl bir tablo ile karşılaşacağını bilmediğini söyledi. Bahçeli, "Ekli rapor ve tavsiyeler metni üzerindeki kabulü mümkün olmayan konular üzerinde Türkiye'nin açıkça düşüncelerini belirterek bir müzakere kararı alınması yolunu tercih etmesi daha doğru olurdu. AKP yönetimin AB'den müzakere takvimi alması için verdiği gayretlerdeki kazan kazan formülünü doğru bulmamaktayız. Kazanan başkası, kaybeden ise zaman içerisinde Türkiye olduğu görülmektedir" dedi. 24 Gazete, 19 Televizyon ve 7 Ajans temsilcisinin katıldığı kahvaltılı toplantı sırasında sorulan sorular ve Devlet Bahçeli'nin cevapları şöyle;

Basının ve medyanın İlgisi

17 Aralık'ta Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin kazanacağı yeni boyut üzerinde yoğunlaşmaktadır. 17 Aralık çok önemli bir gündür. Türkiye-AB ilişkileri 40 yılı aşkın bir süredir devam etmektedir ve önemli aşamalardan geçmiştir, Hatırlanacağı gibi l999 Helsinki zirvesinde Türkiye,önemli bir adım atmış ve AB'ne adaylık statüsüne kavuşmuştur. Adaylık statüsü Türkiye-AB ilişkilerinde tam üyelik için önemli bir aşamadır. Fakat  tam üyelik için garanti veren yeterli bir aşama değildir. Tam üyeliğe Türkiye'yi götürecek olan sürecin başlangıcı böyle bir adaylık statüsü alındıktan sonra katılım ortaklığı belgesi çerçevesinde, bir anlamda da yol haritası olarak kabul edilecek ulusal program doğrultusunda geliştirilen ilişkileri belli bir sonuca ulaştırmasıyla birlikle, bir müzakere takviminin karar olarak alınması ve günün belirlenmesi önemlidir. Bugüne kadar Türkiye -AB ilişkileri özellikle 2000'li yıllardan itibaren ortaya konulmuş olan ilerleme raporlarında Kopenhag kriterleri çerçevesinde Türkiye'nin üzerine düşen yükümlülükleri her defasında, büyük bir gayret ve cesaret içerisinde yerine getirmesine rağmen müzakere başlama kararının ve günün bir türlü alınmamış olması, son gelişmeleri de dikkate aldığımızda 17 Aralık'a çok daha farklı bir anlam kazandırmaktadır.

Her şey bahane

O zaman aranan soru 17 Aralık’ta Türkiye bir müzakere karan alabilecek mi ve bunun günü ne zaman olacaktır? Adaylık statüsünün kazanılması yolunda 40 yıla yakın türlü engelleme ve gecikmelerle ve bahanelerle karşı karşıya bırakılmış olan Türkiye'nin 17 Aralıkta müzakere kararının alınması ve takviminin belirlenmesi süreci gibi Türkiye'yi tam üyeliğe götürebilecek son aşamada AB yönetiminin ve AB üyesi ülkelerin yönetimlerinin çok daha hassas, dikkatli, eğer niyetleri tam üyelik süreci için Türkiye'yi kabule yönelik değilse, her gün karşımıza değişik bahanelerin çıkartıldığı ve üretildiği bir dönemle karşı karşıya kalacağız demektir. O bakımdan adaylık statüsü sonrasında mücadele kararının alınması ve günün belirlenmesi için hatırlanacağı gibi 2004 ilerleme raporuna ilave olarak bir etki raporu ve onunla beraber de bir tavsiyeler belgesi Türkiye'nin önüne çıkartılmıyor. Bu katılım ortaklığı belgesi ve ulusal programı yani 19 Mart 2001 tarihinde AB'ye sunulmuş olan ulusal programı da aşan ve yeni dayatmalarla Türkiye'yi karşı karşıya bırakan bir metinler demeti halinde olmasına rağmen 17 Aralık'a çok az bir süre kalmış olmasına rağmen, hala müzakere kararının alınıp alınmayacağı veya bunun günün ne zaman olacağı, genişleme sürecinde diğer ülkelere belirtil miş şekilde de olsa henüz daha Türkiye'ye verilmediğini görmekteyiz ve son haftalara girdiğimiz dönem içerisinde de referandumdan tutunuz, yeni statüler de dikkate alınabilecek tarzda sürekli Türkiye'nin önüne gerekçeler konulmakta ve tartışmalar yapılmaktadır.

Açık kapı yok

17 Aralık karar taslağının metni de dikkate alındığında. orada da bir günle ilgili bir açık kapı bırakılmadığı görülmektedir. Türk hükümeti de diğer sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte 17 Aralık’ta 2004 ilerleme raporu, artı etki raporu, artı tavsiyeler belgesi ve Türkiye'yi ziyaret edenlerin sözlü ifadelerle bir takım niyetlerini sık sık vurgulamasına rağmen ne gibi sonuç alınacağına dair bir bilgiye sahip olmadıkları görülmektedir. Bu bakımdan da 17 Aralık ilgisini korumakta ve Türk kamuoyunu, Avrupa'yı önemli bir ölçüde meşgul etmektedir. Burada hükümet ne yapması gerekir, bütün bu dayatmalara rağmen açık uçlu bir metin çerçevesinde bir müzakere kararı veya günü alamaması halindeki tavrı ne olacaktır, Kopenhag kriterlerine karşı Ankara kriterlerini devreye koyarım ifadesini çok sık kullanan Sayın Başbakanımız Ankara kriterlerinden neyi kastetmektedir, bu kriterler açısından AB yönetimine veya ülkelerine hangi mesajı göndermektedir, bunu zannediyorum kamuoyu bilmediği gibi AKP yönetimi de Ankara kriterlerinden ne anlaşılması gerektiğini bilmemek­tedir. O bakımdan herkes gibi MHP de gelişmeleri çok yakından takip etmekte ve Türkiye'nin milli menfaatleri doğrultusunda siyasi tavrını ortaya koymakta kararlıdır.

 ‘MHP açısından 17 Aralıkta bir müzakere tarihi alınması yeterli midir? Yoksa, MHP bu koşullarda AB'ye girmeye mi karşıdır?’

MHP, AB-Türkiye ilişkileri açısından olayları her zaman değerlendirirken, her gün önüne Türkiye'nin hassasiyetleri olarak korunması gereken, her konuyu zedeleyecek, aşacak yeni dayatmalarla karsı karşıya kalındığını görmek­te ve bunu kamuoyuyla paylaşmak istemektedir. Bu çerçevede 17 Aralık'ta bir müzakere takviminin alınmasıyla birlikte tam üyelik sürecinde önümüze gelebilecek ve her an yerine getirilmemesi durumunda da bu ilişkilerin bozulacağının açıkça vurgulandığı bir yaklaşım ve anlayış içerisinde Türkiye'nin çok daha kritik konularla karşı karşıya bırakılacağı endişesini de koruyarak dikkatli olunması gerektiğini ve 17 Aralık müzakerelerine başlamadan evvel müzakere takviminin alınması için gösterilen gayretler yerine, metin üzerinde çok daha çıplak bir gözle AB yönetimine AB'yi oluşturan ülkelerin devlet hükümet başkanları ile kurdukları temaslarda Türkiye'nin  hassasiyetlerini vurgulayarak ekli rapor  ve tavsiyeler metni üzerindeki kabulü mümkün olmayan konular üzerinde Türkiye'nin açıkça düşüncelerini belirterek bir müzakere kararı alınması yolunu tercih etmesi daha doğru olurdu o bakımdan bugünkü AKP yönetimin AB'den müzakere takvimi alması için verdiği gayretlerdeki kazan kazan formülünü doğru bulmamaktayız. Kazanan başkası, kaybeden ise zaman içerisinde Türkiye olduğu görülmektedir.

Bu konuda da gerçekleri ifade eden insanların üstüne gelmelerin doğru sonuçlar  vermeyeceğini, kimin hangi kontrol ve karar mekanizması içinde olduğunun iyi anlaşılması gerektiğini görmek lazımdır. Türkiye'de Lozan anlaşması hala geçerliliğini korumaktadır. Lozan anlaşmasında azınlıklar bellidir. Bunun dışında Türkiye'yi bölmeye yönelik. sosyal dokusunu tahribe yönelik, toprak bütünlüğünü parçalamaya yönelik ve gelecekte Türkçe'nin varlığını ortadan kaldıracak yaklaşımlara mutlaka dur denilmesi gerektiğini ifade ediyoruz, Türkiye gerçeğini hepimiz biliyoruz. Bu vatanın topraklarının her karışı, bütün bölgelerdeki insanlarımızın şehit kanlarıyla sulanmış bir çiçek bahçesidir, Bu çiçek bahçesinde değişik renk ve kokularda çiçekler bulunmaktadır ve kardeşçe bir arada yaşamaktadırlar, Bunların  arasında ayrık otu ekip, bu çiçekleri kurutmaya, bazılarını soldurmaya, bazılarını yok etmeye kimse gayret göstermemelidir. Millet olarak birlikte yaşayabilmenin ve bugüne kadar oluşturulmuş üst kimlik etrafında rıza göstererek bir arada yaşamanın gayretleri içinde olmanın ülkemiz açısından daha yararlı olacağı, bölgemizde barış ve istikrarın sağlanması için daha faydalı olacağı, birlik beraberlik içindeki bir Türkiye'nin AB'ye de büyük katkılar  sağlayacağının bilinmesini istiyorum.

Ne tahriki, ne gayreti gösterirse göstersin. MHP,  sokakta değil, toplumsal muhalefetin öncüsü olarak iktidarın alternatifi olmaya taliptir ve AKP'yi iktidardan uzaklaştırmayı Türkiye'nin kurtuluşu için de bir görev kabul etmekledir.

AB meselesinde önemli konulardan biri de Kıbrıs konusu. Bu konuda bir değerlendirmeniz olacak mı?

Kıbrıs davası konusunda AKP yönetimi başından beri tarihi bir hata içerisindedir. Bu hatalar Annan planı süreciyle derinleşmiştir. Şimdi de bir gün alabilmek için Kıbrıs'ı tanıma gibi bir nihai hatayı da işlememelidir. Bu konuda dikkatli olmalıdır.

Hükümetin tüccar siyaset anlayışına dayalı kazan kazan formülü MHP'yi oldukça rahatsız etmektedir, Bu kazan kazan formülünü biraz daha açmalarını istiyorum. Bu formül Türkiye'nin devamlı kaybına yol açıyor. Kazanan hep kasa sahipleri oluyor.

Putin'in ziyareti ile birlikte AB'ye alternatif bir yapı oluşabilir mi?

SSCB'nin çözülüşü ve çöküşü ile birlikte dünyada mey­dana gelen her türlü değişim ve gelişmeleri her ülke kendi milli hedefleri doğrul tuşunda değerlendirmiştir. Türkiye de hem coğrafi konumu, stratejisi, tecrübesi ile dünyada meydana gelen değişim ve gelişmeleri Türkçe okumanın gayreti içinde olmalıdır. MHP bu gayretin içindedir. MHP'nin basın aracılığı ile kamuoyuyla kurduğu diyaloglarda bir sorun var. Bir suskunluk sarmalı ile karşı karşıyayız.

Dolayısıyla MHP'nin düşüncelerini yetkililerinden öğren­mek yerine başkalarının yorumuyla öğrenmek hatası yıllardır  işlenmektedir. 3 hilalin bir jeopolitiğinin olduğunu da bilmenin zamanı geliyor. 3 hilal yer küreye, her hilal bir bölüme bakmak sureliyle bir jeopolitik oluşturuyor. Bu şimdinin Ortadoğu projesinden tutunuz, Avrasya ve Avrupa'ya kadar yönelik bir Türkiye perspektifidir  ve lider ülke olabilmenin gereğidir. O bakımdan MHP'yi iyi anlamak, iyi algılamak, iyi kavramak gerekiyor.

AB Büyükelçisinin daveti ve Ekümenik dayatması ile ne yapılmak isteniyor? Türkiye ABD ilişkileri nereye gidiyor?

Hükümet bu resepsiyona kamu görevlilerine katılmamayı telkin edeceği yerde, böyle bir sıfatın Türkiye'de başka amaçlar için kullanılmaya yönelik sıfatlar olması sebebiyle ABD yönetiminin büyükelçisini davet ederek dikkatini çekmesi Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışır bir devlet anlayışı olurdu. Böyle zaaflar ortaya koyduğunuz taktirde küçük ülkeler dahi Türkiye üzerinde büyük cesaretlerle büyük sözler söyleyebilirler.

Tam üyelikle sonuçlanacak bir rapor çıksa bile MHP buna hayır mı diyor?

MHP olarak, bir zaruretle karşı karşıya kalınması halinde veya ülke yönetiminde bir.sorumluluk üstlenilmesi durumunda ne yapabilmesi gerektiğini düşünerek çalışma yapıyoruz. Bugüne kadar uyum yasalarıyla, AB'nin kriterleriyle Türkiye arasında gerçekleştirilmiş olanlar, ortaya konulmuş olan dayatmalara karşı verilen tavizleri ele dikkate alarak, bazı konuları kabul etmemiz mümkün değil Bugüne kadar uyum yasaları çerçevesinde AB'ye Türkiye katılmış olsa veya olmasa dahi, bu ülkede yaşayan insanlarımızın insan hakları, demokratikleşme ve buna benzer hayat standartlarını ve yönetim standartlarını yükseltecek her türlü şeye layık olan bir ülke olarak bugüne kadar atılmış güzel adımları sürdürmeyi, ama Türkiye'nin üniter yapısını, milli devlet anlayışını, toprak bütünlüğünü, azınlıklar gibi Lozan anlaşması dışında suni azınlık yaratma gayretlerini ortadan kaldıracak her türlü tedbiri almaya da kararlı olduğunu ifade ediyoruz ve gayret gösteriyoruz. Çünkü bugünkü belge de dahil ek 2004 ve etki raporunda tavsiyeler bölümü de dahil Türkiye'nin PKK ile olan, yani terör örgütü oları bir kuruluşunun amaçlarıyla örtüşen dayatmaların zamanla nasıl   yerine getirildiğini, buna rağmen hala dayatmaların sürdüğünü ve genel af  kapsamı içerisinde İmralı'daki cani başta olmak üzere tamamen aftan yararlanarak PKK'nın almış olduğu son isme ve o isme dayanan siyasi bir şekillenmeye yol açacak siyasallaşmaya yol açacak dayatmaların devam ettiğini görmekteyiz. Bu konularda, bu ülkeye sevdalı her insanın, hangi düşüncede olursa olsun, hangi partinin mensubu olursa olsun Türkiye -AB ilişkisi içinde meseleye yaklaşıp. AB'ye katılımı olumlu da bulmuş olsa nerelerde hassasiyet göstermesi gerektiğini iyi ayıklayabilmeli ve topluma, AB yönetimine, AB ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarına doğru anlatabilmenin gayreti içerisinde olması gerekmektedir

Bunlar genel doğrular. Evet veya hayır demek konusunda ne diyorsunuz?

Sonuçta bir karar çıkacak.

Türkkiye-AB ilişkilerinin son aşamasında dayatmaların büyük bir bölümü Türkiye tarafından kabulü mümkün olmayan konular olarak görülmeli ve bu Avrupa yönetimine çok iyi anlatılmalıdır. Hangi konuların Türkiye'yi nereye  götürebileceğini, zafiyete uğramış, parçalanmış, bölünmüş bir Türkiye’nin  AB'ye girmesinin fayda ve zararlarının iyi anlaşılması gerektiğini MHP olarak anlatmaya

 Hangi  noktalarda itirazlarınız var? Nerelere karşı çıkıyorsunuz?

Zaten bize tam üyelik için 2014 yılı gibi mali yönden de ancak bunu karşılayabileceğini, bu şekilde çok daha ileri bir tarihe bırakan bir AB'ye karşı bizim çok istekli ve aceleci bir yaklaşımla her türlü tavizi vererek ortaya koymanın daha doğru olacağını ifade etmeye çalışıyorum. Özel statüden ne kast ediliyor, referandumdan ne kastediliyor, AB'nin yöneticilerinin, Avrupa Parlamentosu başkanının Türkiye'yi ziyaretinde 81 il dururken bir ili özellikle ziyaretinin hangi anlama geldiğini bilmemiz gerekiyor. Bu kadar tesadüflerle yüklü bir ülke olamayız. 4-11 Eylül Sivas kongresinde mandacılık fikri 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan gece reddedilmiştir. Sayın Verheugen'in Diyarbakır'ı ziyareti de 6-7 Eylül tarihlerine denk getirilmiştir, Acaba hangi mesajlar verilmek istenmektedir? Sayın Başbakan Erzurum kongresini kutlamak amacıyla Bakanlar Kurulunu Erzurum'da toplayarak, kongrenin yapıldığı salonda böyle bir tarihi günü anması Türkiye'de tarih şuurunun ve Cumhuriyetin hangi şartlarda kurulup geliştiğinin yeni nesillere anlatılması noktasında çok önemli bir davranış olması gerekirken, Türkiye'yi dayatmalarla karşı karşıya bırakan uyum yasalarını orada imzalayarak TBMM'ye göndermesi Erzurum kongresi kararlarıyla ne kadar örtüşmektedir? Bu da aydınlarımıza düşen önemli bir analiz görevidir,

17 Aralık'ta sizin istemediğiniz yönde bir karar çıkarsa MHP'nin muhalefet tarzı ne olacaktır?

MHP'nin yaklaşımlara ve bu dayatmalara karşı muhalefet tarzı 12 Aralık 2004 tarihinde Çağlayan'daki mitingle kendisini ifade edecektir. MHP bu konuda kararlıdır. Türkiye'yi bölmeye, parçalamaya yönelik hiçbir faaliyete hiçbir anlaşmaya evet demeyecek bir kararlılık içerisindedir. Bu konudaki kararlı tutumuz devam edecektir. Düşüncelerimizi halkımıza anlatarak, onları aydınlatarak, bilgi kirlenmelerini önleyerek doğru bilgilerle daha iyi düşünmelerini sağlayarak bu mücadeleyi sürdürmeye çalışıyoruz. Ama bazı çevreleri yakından da takip etmekteyiz. Türkiye'de bir kavga çıkarmak için sanki MHP'nin milliyetçilik anlayışı bir etnisiteye bağlıymış gibi bir çatışmaya sürükleme gibi gayretlerin de hayal kırıklığına uğrayacağını belirtmek istiyoruz. MHP, hiçbir şart altında bir çalışmadan, kavgadan yana değildir. Kim son Irak müdahalesi sırasında ABD devletleri dost ve müttefik bir ülke olmanın yanında çok sık kullandığı stratejik ortaklık kavramının da içini boş bırakarak, Türkiye'yi dışlamanın gayreti içinde olmuştur. Irak'ta ABD çıkarlarına dayalı bir uygulamayı ortaya koymuştur. Bu uygulamalara karşı da Türkiye gayet sessiz kalmayı tercih etmiştir. ABD'nin Irak'ta düştüğü durum dipsiz bir kuyuya sürüklenme halidir. Böyle bir dipsiz kuyudan çıkış da Türkiye'nin ortaya koyduğu kırmızı çizgiler kurtuluş yolu olabilir. Irak'ın toprak bütünlüğüne saygı duymak, demokratik sürece geçilmeli. Orada bazılarına öncelik verip, sözgelimi Irak Türkmenleri'ni yok saymak gibi bir tarihi hataya düşülmemelidir. Son yaptığı katliam anlayışından sıyrılmalı ve ABD, Irak’tan elini mümkün olan en kısa süre içinde çekmelidir.

Türkiye'nin önünde AB dışında başka yollar da var. Bunun için Ulusal kanal bir sempozyum düzenledi. Süleyman Demirel’ de katıldı. Ülkücüler neden bundan rahatsız oldular?

Ulusal kanalın varlığına saygı duyuyoruz, Fakat tek yanlı, olayları kaynağına inmeden bir takım yorumlarını da doğru bulmamaklayız. Ülkenin güvenlik güçleri vardır. Olay incelenmektedir. Ülkücülerin orada katkısı nedir? Sabote edebilmek için ne gibi gerekçeler olabilir. Hafta sonunda Türkiye'de 75 civarında sosyal toplantılar yapılmaktadır. Her toplantıya ülkücülerin müdahale etme gibi orada bulunma gibi bir görevleri de yoktur, istediğiniz toplantıyı, istediğiniz yerde yapabilirsiniz.

ABD'nin nasıl yeni Avrasyacılık anlayışı varsa, milliyetçi düşünceye sahip olanların da bir Avrasya anlayışı vardır. Ama bu Avrasya anlayışını Avrusya'ya çevirmeyi doğru bulmadığımızı, bu toplantılarda MHP'nin bulanmaması gerektiğini düşünerek, her hangi bir mazeret olmaksızın bu toplantıya katılmadığımı da bilmenizi istiyorum. Sayın Süleyman Demirel ile Sayın Doğu Perinçek'in anlayışı arasındaki ilişkiyi de merak ediyorum

AB'ye tam üyelik müracaatı yapan ülke Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bugüne kadar ki ilişkilerde de muhatap Türkiye Cumhuriyeti devleti olmuştur. Avrupa Parlamentosunun sayın başkanı Türkiye'ye geldiğinde Kürdistan'ı ziyaret edeceğim gibi bir sürçü lisanı yapacak kadar bilgisiz olamaz.

Ağzına gelen her şeyi konuşarak o seviyeye gelmiş bir kişi olamaz. Seçilmiş bir cümleyle kimin neyi anladığını artık biz anlamalıyız. Avrupa bizim neremizi ve ne kadarımızı istiyor? Gerçekten istiyor mu istemiyor mu? 41 yıllık geçmişi değerlendirdiğimizde son günlerde bunlar açıkça ifade edilmeye haşlandı. Diyarbakır'ı ziyaret artık Avrupalıların alışkanlığı haline geldi.

Diyarbakır'ı ziyaret etsinler. Çünkü güzel bir Türk şehridir. Ama 81 ilimiz daha vardır. MHP gönüllü olarak ev sahipliği görevini üstlenebilir.

Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi
Genel Başkanı