Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Sayın Prof. Dr. E. Semih Yalçın’ın, 11 Temmuz 2012 Çarşamba günü (Bugün) “ Heybeliada Ruhban Okulunun Açılması Tartışmaları ” üzerine yapmış olduğu yazılı basın açıklaması. 11 Temmuz 2012
Ana SayfaAna Sayfa  

Kadrolar

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili
Sayın Prof. Dr. E. Semih Yalçın’ın, “ Heybeliada Ruhban Okulunun Açılması
Tartışmaları ” üzerine yapmış olduğu yazılı basın açıklaması.
11 Temmuz 2012

AKP hükümeti ne zaman zor duruma düşse, partinin güdümlü gündem mafyası harekete geçmekte, sorunları örtbas edecek bir konuyu kamuoyuna yansıtmaktadır. Üstelik gündem mafyası, devletin kurumlarını da sorumsuzca kullanmaktadır. Bunun en son örneği, Diyanet İşleri Başkanının Fener Rum Patriğini ziyareti sırasında Ruhban Okulunun açılabileceğini ima etmesidir. AKP, gündemle acemice oynarken her seferinde iplerinin dışarıdan çekildiğini hissettirmemeye gayret etmektedir. Ancak takke düşmüş, kel görünmüştür. Global kukla oynatıcılarının yerel cambazı derekesine düşen AKP’nin ipleri, şimdilerde yeni bir oyunun sahneye konması için çekilmektedir. Yeni senaryo, Ruhban Okulu’nun açılmasıdır. Balkanlar’daki, özellikle Yunanistan ve Bulgaristan’daki Müslüman Türk varlığıyla ilgili vurdumduymaz tutumu bilinen AKP’nin bu son büyük stratejik hatası, AKP’nin iç ve dış politikadaki basiretsizliğinin ve çapsızlığının göstergesidir.

Geçen yıl da, himayeci ülkelerin baskıları sonucunda azınlık vakıflarına ait taşınmazların iadesine karar verilmiş ve bu konuda kanun hükmünde kararname çıkarılmıştır. Böylece Türkiye’nin dış politika kozlarından biri; bölgede demokrasi, hürriyet ve insan hakları havarisi(!) rolü biçilen AKP eliyle yok edilmiştir.

Yine aynı yıl içinde, 15 Ağustos 2011’de Trabzon’daki Sümela Manastırında Fener Rum Patrikhanesi tarafından gövde gösterisi niteliğinde bir ayin yapılmıştır. Ayinin, Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethederek Pontus Rum İmparatorluğu’nu yıktığı günün yıldönümüne denk getirilmesi kafalarda soru işaretleri oluşturmuştur.

Fener Rum Patrikhanesi'nin öteden beri Ortodoks kiliseleri arasında onursal önceliği elde etmeye ve Ortodoks kiliselerinin birliğini gerçekleştirmeye çalıştığı bilinmektedir. Ekümeniklik denilen bu konumu elde etme sevdasıyla yanıp tutuşan Patrikhanenin siyasi amacı şudur: İstanbul’un Ortodoks dünyasının merkezi olacak, Bizans rüyası gerçekleşecektir.

Ne yazık ki AKP hükümeti, Türk Devletinin kendisine asla vermeyeceği ekümenikliğe heves eden Fener Rum Patrikhanesinin sıradaki hamlelerini beklemeden yaman paslar vererek önünü açmaktadır. Patrikhane, yıllardır dile getirdiği Rum vakıfları ile ilgili çalışmalarının meyvesini toplamaya başlamıştır. Son zamanlarda da “120 bin Rum Türk vatandaşlığı almak istiyor!” propagandaları dillendirilerek popülasyon planları yapılmaktadır. Bunun yanı sıra Sümela ayininin ardından Bursa’da yeni bir gövde gösterisinin gelebileceği kamuoyuna pompalanmaktadır. Böylece Patrikhane çevrelerinin Türkiye üzerindeki oyunları giderek tehlikeli bir boyuta taşınmaktadır. Bütün bunlar bölgedeki son gelişmelerin ışığında değerlendirildiğinde, yaşadığımız coğrafyayı “puzzle”lara bölenlerin, parçaları birer birer yerlerine yerleştirmeye başladığı görülmektedir.

Kamuoyunda uzun zamandır Fener Patrikhanesi tarafından sözüm ona masum gerekçelerle gündeme getirilen Ruhban Okulunun açılması meselesinin, basit bir eğitim talebi olmadığı ortadadır. 1971’de Ruhban okulunun her ne kadar laik eğitim sistemine aykırı olduğu için kapatıldığı düşünülse de gerçek neden başkadır. Ruhban Okulu dönemin konjonktürünün gereği olarak mütekabiliyet esasının hatırlanması üzerine kapatılmıştır.  Ama AKP hükümeti, Lozan Antlaşması’nın 45. Maddesinde yer alan mütekabiliyet esasını unutmuştur.

Lozan Barış Antlaşmasında İstanbul Rumlarına tanınan haklardan Batı Trakya Müslüman Türklerinin de yararlanacağı hususu, 45. maddeyle garanti altına alınmıştır. Ancak Türkiye Rumları her türlü haktan serbestçe yararlanırken, Batı Trakya Türkleri, baskı ve zulüm altında bırakılmıştır. Bu gerçek Sayın Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz günlerde yaptığı Balkan gezisinde bir defa daha tespit edilmiştir.

Türkiye’de azınlıklar meselesi, 19. yüzyılda büyük devletlerin himaye politikaları sonucu Osmanlı Devleti’nin giriştiği ıslahat hareketlerinin uzantısıdır. Maalesef, Osmanlı Devleti’nin Hıristiyan cemaatlere tanıdığı haklar yıkılış sürecine hız vermiştir. Osmanlı Devleti’nin son döneminde Fener Rum Patrikhanesi, fesat yuvası hâline gelmiş, Millî Mücadele yıllarında da işgalcilerle işbirliği yapmıştır. Bu yıllarda kurulan zararlı Rum cemiyetlerinin arkasında Patrikhanenin parmağı ve desteği vardır. Bu yüzden de Ankara Hükümeti Lozan’da Patrikhanenin kapatılması için çok çaba göstermiş, ancak başarılı olamamıştır. Üstelik yeni Türk Devleti kurulduktan sonra Balkanlardaki geniş bir coğrafyada yaşayan Türkler kaderleriyle baş başa kalmışlardır. Bugün Türkiye’deki Rum Ortodoks cemaati, bütün diğer Türk vatandaşlarıyla eşit haklara sahipken, Balkan coğrafyasında yaşayan Türkler eğitim ve ibadet başta olmak üzere birçok meşru haktan mahrum vaziyette varlık mücadelesi vermektedir. Buna rağmen Fener Rum Patriği her gittiği ülkede haddini ve yerini bilmeden Türkiye’den şikâyetçi olmakta, Ankara üzerinde baskı kurulması için çalışmaktadır.

Türkiye bu baskıları boyun eğdiği ve azınlık taşınmazlarının iadesinden sonra Ruhban Okulunun açılmasına da izin verildiği takdirde, bunları yeni tavizler takip edecektir. Muhtemelen ilk sırayı Fener Patrikhanesinin ekümenikliği(!) alacaktır. Ruhban Okulu talebine karşılık Türkiye, Batı Trakya'daki Türklerin eğitim ve müftülükler gibi sorunlarını gündeme getirmeli ve bunların mütekabiliyet esası çerçevesinde çözümünü istemelidir.  Zira Lozan Barış Antlaşması Batı Trakya’daki Türk azınlığa kendi müftülerini seçme hakkını verdiği hâlde Yunanistan ve Bulgaristan hâlâ tayin edilmiş müftüleri ve baş müftüleri Türk azınlığa dayatmaktadır.

Batı Trakya'da Müslüman Türk topluluğunun yeni okullara ihtiyacı vardır. Anaokullarına, ilköğretim okullarına, liselere ve özel yabancı dil kurslarına ihtiyacı vardır. Yunanistan’da eğitim fakültelerinden formasyon derslerini alarak mezun olan Türk öğretmenlere hükümet tarafından çalışma ve okul açma izni verilmemektedir.

Bu arada hatırlatmak isteriz ki Yunanistan ve Bulgaristan başta olmak üzere Balkan ülkelerindeki Osmanlı vakıf eserleri düzenli olarak yok edilmiştir. Geriye göstermelik birkaç eser kalmıştır. Balkanlarda yaşayan Türk azınlığın Osmanlı vakıf eserlerinin iade edilmesi yolundaki çabaları mahkemelerde açılan davalar ile devam etmektedir.

Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk, Kosova, Hırvatistan, Macaristan ve Romanya’da kayıtlara geçmiş 15 binden fazla Osmanlı eserinin çoğu vakıflar tarafından tesis edilmiştir. Fakat bu eserler Balkanlar terk edildikten sonra hızla yok edilmiş, geriye az sayıda taşınmaz kalmıştır. Osmanlı izleri ve mührü bu topraklarından adetâ kazınmıştır.

Azınlık hakları meselesi, uluslararası platformda Türkiye’ye dayatılan plânlı tezlere karşı Türkiye’nin elindeki en önemli kozlar arasındadır. Türkiye, bu konuyu uluslararası platforma taşımalı, Türk azınlığın mahkeme sürecine destek olmalıdır. Öncelikle Balkanlar başta olmak üzere bütün Osmanlı coğrafyasındaki vakıf eserlerinin bir uzman kurulu tarafından envanteri çıkarılmalı, eldeki verilerin ışığında Türkiye’nin çıkarlarını haleldar etmeyen politikalar belirlenmelidir.

Lozan’dan doğan hakların takipçisi olunması büyük devlet politikasına engel değildir. “Türkiye büyük devlettir. Azınlıklara istediklerini vermekten imtina edilmemelidir” gibi boş sözlerle Balkanlardaki gerçeklerin üzeri örtülmemelidir. Azınlık sorunları Lozan’ı ihlal ederek, ondan taviz verilerek değil, orada kazanılanlar harcanmadan bir adım öteye taşınarak çözümlenmelidir. Balkanlarda kalan kardeşlerimizin haklarını savunmanın ve korumanın, Türkiye’nin onuru, namusu olduğu unutulmamalıdır.

MHP olarak;

Hükümeti, Ruhban Okulu konusunun millî egemenlik ilkesi ve Balkan Türklüğünün meşru hakları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği konusunda uyarıyoruz.

AKP hükümetinden, kukla oynatıcısı ülkelerin Türkiye’yi “hasta adam” olarak gördükleri müstemlekeci anlayışın artık geride kaldığını hissettirmesini bekliyoruz.

‘2023’ün lider ülkesi Türkiye’ye azınlık haklarının dayatılamayacağını göstermeye ve bu meselede mütekabiliyet esasını dikkate almaya çağırıyoruz.

AKP hükümetine, ülkemizi uluslararası alanda çözümsüzlük girdabına sürüklemesinin ve Türkiye’nin kazandıklarını hovardaca tüketmesinin yanına kâr kalmayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz.